Devletten Birey İnsasina MUSTAFA KEMAL ATATÜRK…

Binlerce yıllık Türk tarihinde özellikleriyle diğerlerinden ayrılan sadece iki lider vardır:

–   Mete Han

–   Mustafa Kemal Atatürk

Mete Han, Büyük Hun İmparatorluğu’nun kurucusu Teoman’ın oğlu ve ikinci Han’ıdır. Oğuz Kağan olduğu düşünülmektedir. Uzun menzilli yayı icat etmiş, Türk ordusunu kurmuştur; zaten TSK’nın kuruluş tarihi kayıtlara M.Ö. 209 onun tahta geçtiği tarih olarak geçmiştir.

Mete Han tahta babasını öldürerek geçmiştir. Aralarındaki taht kavgasının bir yönü de dinidir: Mete Han Gök Tengri’nin tek tanrı olduğu bir dini kabul ederken, babası çok tanrıcılığı savunuyordu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün eşsiz yönü ise ilk defa birey inşasına önem veren lider olmasıdır. Bütün Türk liderleri devlet ve toplum inşasına önem verirken sadece Atatürk birey inşasına önem vermiştir.

Yaptığı devrimler toplumsal olsa da sonuç olarak bireyin inşası, gücü ve değeri üzerinedir. Atatürk; zeki, eğitimli, bilinçli bireylerden oluşan bir toplum istemiştir.

İşte bu nedenle çok özel bir yerdedir, bu nedenle halkın mezar yerini ve ölüm tarihini bildiği tek liderdir. Mesela padişahların çok hayranı vardır ama sokağa çıkıp sorsanız yüz kişiden biri belki mezar yerlerini bilir, ölüm tarihlerini ise bilen çıkacağını sanmam.

Atatürk, Türk insanına birey olarak değer vermiş, sonuç olarak da Türk liderleri arasında benzersiz olmuştur. Hun imparatorluğu, Göktürk imparatorluğu, Selçuklu, Osmanlı ve diğerleri… Binlerce yıllık Türk tarihinde bütün liderler devlet, idare, boylar, tarikatlar ile ilgilenmiş, sadece Atatürk “bireylerinin güçlü olduğu” bir ülke temeli atarak Türkleri geleceğe hazırlamıştır.

Bugün yine özgür bireyler yerine, biat, tarikat, cemaat, grup ile ilgilenen bir ülke düşleyenve bu nedenle Türkleri geçmişe taşıyan bir zihniyet var ama kişilerin cehaleti, kulluğu ve vasatlığı üzerine yükselen sistemler dış düşmana gerek kalmadan çökmeye mahkumdur. Atatürk’ün modern dünyaya taşıdığı bireyler bu kesinti dönemlerini aşarak, inşa sürecine kaldıkları yerden devam edecektir. Ki nitekim bugün Atatürk’e ve Atatürk’ün hayallerine sahip çıkan devlet değil, “bireylerdir”. Özgür bireyler eninde sonunda cahil sürüleri yenecektir.

Mustafa Kemal Atatürk çökmek üzere olan bir imparatorlukta doğmuştu. Osmanlı imparatorluğu II. Mahmut’tan beri batılaşmaya çalışıyordu. (Hatta bu nedenle Kemalizmi, II. Mahmut’tan başlatanlar vardır) Selanik’te doğan bir çocuğun imparatorluk başkentine gelişi ve subay olması için yetiştirilmesi önemli bir süreçtir. Zira ne kadar subay varsa, çöken imparatorluk üzerine o kadar fikir vardı.

Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Atadan’ın anılarına göre, genç harbiye öğrencisi imparatorluğun hataları üzerine kafa yoruyordu.

Okullarda bize Atatürk neredeyse kusursuz biri olarak resmedildi. Bu hataydı zira kusursuz birini örnek almak zordur. Okul sonrası süreçte Atatürk’ü incelerken onu daha insan kılan bilgilere ulaştım, bu da gözümde değerini yitirtmedi, aksine daha çok sevdim.

Genç Mustafa Kemal okulda birkaç arkadaşı dışında sevilmeyen, inatçı biri. Enver Paşa ile aynı dönemlerde savaştan savaşa koşarken uzun süre onun karizması ve liderliği nedeniyle dışlanıyor. Enver Paşa genç yaşta devletin başına geçerken, Mustafa Kemal Paşa en zor cephelerde mücadele ediyor.

İttihat ve Terakki içinde de sevilmiyor. Hatta öldürmesi için birini görevlendiriyorlar.

Atatürk hedeflerini çok önceden belirleyen ve bunları gerçekleştiren biri, bana en ilginç gelen olaylardan üçünü anlatmak isterim:

1-      Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Atatürk bir görevle Berlin’e gider. Dönüş sırasında böbrek rahatsızlığı nedeniyle bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde kalan eski adı Karlsbad olan Karlovy Vary’de hastanede kalır.

Bu hastanede aldığı notlarda Türkiye cumhuriyeti ve sonrasında yaptığı bütün inkılapları yazdığı görülmektedir.

Yani mutlak yenilgiye giden bir savaş sırasında, vatandan uzak bir hastanede böbrek rahatsızlığı içindeyken bile geleceği planlamıştır.

Birkaç yıl önce böbrek taşı düşürmüş biri olarak verdiği acıyı çok iyi bilirim.

2-      Atatürk ile fazla bilinmeyen başka bir olay ise Kurtuluş Savaşı’nın planlamasıyla ilgilidir:

İstanbul işgal altındadır, Atatürk Şişli’de bir ev tutmuş ve arkadaşlarıyla burada buluşmaktadır. Herkes onun Harbiye Nazırlığı’na atanmasını beklerken Atatürk’ün planları çok başkadır…

Eskişehir’de bulunun ordunun komutanı olan arkadaşı Fuat Paşa’ya silahlarını işgal kuvvetlerine teslim etmemesini ve Ankara’ya çekilip kendisini beklemesini söyler. Ankara’nın tarihsel bir önemi vardır, bizim Anadolu Beylikleri dediğimiz dönem esasında Ahi teşkilatının hakim olduğu bir dönemdi ve başkenti Ankara’ydı. Daha sonraları Osmanlı toplarını Ahi teşkilatına ateşlemiştir.

Yani Atatürk’ün Ankara’yı mücadelenin merkezi seçmesi tesadüf değildi.

3-Atatürk ömrü cephelerde geçen bir askerdi, aksiyon adamıydı. Mücadele edeceği bir süreç varsa çok dinamik olur, günlerce birkaç saatlik uykuyla çalışırmış ama hareketsizlik içindeki dönemlerde kendini salarmış. Yani onu ayakta tutan savaşlar ve inkılaplar olmuş.

***

Başta da dediğim gibi Atatürk bir imparatorluğun çökme döneminde kendi çözümleri olan birçok insandan biriydi. Belki de en az şansı olandı, tutuklandı, yaralandı, öldürülmek istendi, cephelerde savaştı, hastalıklarla mücadele etti ve sonunda hayallerini gerçekleştirdi.

 

Kemalizm’in birçok tarifi vardır ama o benim için Türk tarihinde birey inşasına yönelik, kendini geliştirme özelliğine sahip tek yazılımdır.

Orkun Ucar