<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>WwW.OzBuRuN.NeT</title>
	<atom:link href="http://www.ozburun.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ozburun.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2010 16:54:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Da Vinci Sifresi Ve Opus Dei</title>
		<link>http://www.ozburun.net/da-vinci-sifresi-ve-opus-dei.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/da-vinci-sifresi-ve-opus-dei.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 16:54:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Da Vinci Şifresi filmiyle birlikte kendilerine yöneltilen eleştirilere vermiş oldukları karşılık kitabın piyasaya çıkışındaki gibi acemice olmayan Opus Dei’nin bu yeni kampanyasının ardındaki gerçek, 10 Ocak 2006 tarihinde Roma’daki merkezlerinde yapılan bir toplantı ve orada alınan kararlardır. “Limonata Operasyonu” adı verilen bu kampanyada filmin getirdiği reklâmı bir propaganda olarak kullanmak, filmin bütün Katolik Kilisesi’ne saldırıda bulunduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Da Vinci Şifresi filmiyle birlikte kendilerine yöneltilen eleştirilere vermiş oldukları karşılık kitabın piyasaya çıkışındaki gibi acemice olmayan Opus Dei’nin bu yeni kampanyasının ardındaki gerçek, 10 Ocak 2006 tarihinde Roma’daki merkezlerinde yapılan bir toplantı ve orada alınan kararlardır.<span id="more-243"></span> “Limonata Operasyonu” adı verilen bu kampanyada filmin getirdiği reklâmı bir propaganda olarak kullanmak, filmin bütün Katolik Kilisesi’ne saldırıda bulunduğunu ortaya koyarak yeni müttefikler edinmek ve filmle ilgili görüş belirtilirken ölçülü davranmak gibi üç önemli strateji belirlenmiştir (Richard Corliss, “Can a Thriller Be Both Fair and Fun?” Time, 24 Nisan 2006, s. 54).</p>
<p><span style="font-family: Tahoma; font-size: x-small;">ölçülü davranmak gibi üç önemli strateji belirlenmiştir (Richard Corliss, “Can a Thriller Be Both Fair and Fun?” Time, 24 Nisan 2006, s. 54). Da Vinci Şifresi belki Katolik Kilisesi’ni tam olarak tasvir etmeyebilir ve bu konuda tartışmaların ortaya çıkması doğaldır. Ama filmdeki Silas karakteri Opus Dei’nin üyeleri üzerinde tam kontrol ve her durumda itaat özelliğini çok iyi yansıtmaktadır.<br />
<img src="http://www.teorici.com/images/haber/davinci.jpg" alt="" width="200" height="150" align="left" /></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><br />
<span style="font-family: Tahoma;">Opus Dei, Katolik Kilisesi’nin bir şahsi piskoposluğudur (Prelature of the Catholic Church). Opus Dei, “Tanrı’nın İşi” demektir ve cemaatin tam ismi “Kutsal Haç Piskoposluğu ve Opus Dei” olmakla birlikte, çoğu zaman Opus Dei Piskoposluğu veya sadece Opus Dei olarak da anılır. Cemaatın kurucusu sık sık organizasyonun adının “Escrivá’nın Eseri” değil, “Tanrı’nın Eseri” olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p>Opus Dei, 2 Ekim 1928 tarihinde Kutsanmış Josemaría Escrivá tarafından Madrid’te kurulmuştur. Günümüzde dünyanın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 80.000 kişinin -2.000’i rahip olmak üzere- bu piskoposluğa üye olduğu belirtilmektedir. İlk önce bir erkek cemaati olmasına rağmen Escrivá bu fikrini kısa sürede değiştirmiş ve 14 Şubat 1930 tarihinde kadın şubesinin de açılmasına karar verilmiştir. Yine, bir “lay – din adamı olmayan” cemaatı olarak tasarlandığı halde Escrivá üyelerinin manevi eğitim aldığı rahiplerin “Opus Dei Anlayışı” olmadığı gerekçesiyle 14 Şubat 1943 tarihinden itibaren kendi rahiplerini yetiştirmeye başlamıştır. Opus Dei’nin misyonu çok genel olarak, bütün sosyal sınıflara ait hıristiyanlara inançlarına uygun bir hayat tarzı sağlamak ve toplumun her kesiminde bir dindarlaşma olgusunu yaymak şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Bu amaca ulaşmak için Piskoposluk Katoliklere ve “işi ve bu dünyadaki durumu ne olursa olsun” (Statutes of Opus Dei, madde 2) diğer bütün insanlara manevi, eğitimsel (formasyon) ve dini açılardan yardım etmeyi kendisine vazife edinmiştir. Bu yardım sayesinde İncil öğretilerinin günlük hayatta uygulanması teşvik edilmektedir. Piskoposluk üyeleri için “işin kutsallaştırılması” ise şu 4 prensibin yerine getirilmeye çalışılmasıdır: İş elden geldiğince iyi yapılmalıdır. İş yapılırken kanunlara ve ahlaki kaidelere azami dikkat edilmelidir. Çalışırken Tanrı ile bir nevi iletişim kurulmalıdır. Kişi işini yerine getirirken vatandaşlarına hizmet etme ve toplumunun ilerlemesine katkıda bulunma iştiyakı içinde bulunmalıdır.</p>
<p>Cemaat’ın kurucusu temel amaçlarını şu şekilde özetlemiştir: “üyelerine ve diğer insanlara bu dünyada iyi hıristiyanlar olarak yaşamaları için ihtiyaç duyacakları manevi vasıtaları sunmaktadır”.</p>
<p>Piskoposluk aynı zamanda bazı spesifik alanlarda faaliyet gösteren kuruluşlara da Hıristiyan oryantasyonu sağlamaktadır. Ancak bu kurumların aktiviteleri dini eğitime yönelik olup kamu menfaatine uygun işler yapmalıdırlar: mesela, ilk ve orta dereceli okullar ile üniversiteler, mesleki eğitim kursları ve sağlık merkezleri, vb. Piskoposluk kendisiyle ilgili resmi dokümanlarda “kâr amaçlı teşebbüsler, ticari şirketler ve siyasi faaliyetlerde bulunamaz” gibi kayıtlar bulunmasına rağmen bu konularda –özellikle de siyasi alanda- faaliyet göstermektedir.</p>
<p>Opus Dei’nin faaliyet alanları iki genel başlık altında toplanabilir:</p>
<p>Piskoposluğun “corporate works” (anonim işler) denilen faaliyetlerinde Opus Dei sağladığı yardımların Hıristiyan dogmalarına uygunluğunu garanti eder.</p>
<p>Diğer durumlarda ise Opus Dei o kurumun faaliyetlerinde dini dogmalara uygunluğunu garanti etmeden belirli oranda yardımda bulunur. Bu yardımlar çeşitli alanlarda olmakla beraber genellikle rahiplik yapmak (mesela askeri birliklerde yer alan küçük kiliselerin yönetimi) ve din derslerine öğretmen sağlamak şeklinde olabilir.</p>
<p>Piskoposluğun anonim işleri, Opus Dei üyelerinin kendilerinin veya diğer insanlarla birlikte gerçekleştirdikleri faaliyetler olup Opus Dei sadece bunların Hıristiyanlığa uygun olup olmadığı hususuyla ilgilenir. Bu faaliyetler her ülkede bu alanlardaki diğer kuruluşların tabi olduğu hukuki ve mali kanun ve kurallara uygun olarak gerçekleştirilir. Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus da bu faaliyetlerden Opus Dei değil de onları gerçekleştiren kişiler bizzat sorumludur. Bir başka deyişle, sponsorluk yapan kurumlar her türlü organizasyon, hukuk ve mali hususlarda tek mesul tüzel kişiliklerdir.</p>
<p>Faaliyetler genellikle katılımcılardan alınan aidatlar, mali katkılar ve yardımlarla gerçekleştirilmektedir. Bazı durumlarda devlet yardımı alınmakta eğer bu mümkün olmazsa, şahısların yardımları istenmektedir.</p>
<p>Anonim işler arasında özel okullar, üniversiteler, mesleki kurslar, gelişmemiş ülkelerde sağlık merkezleri, çiftçilik kursları, profesyonel eğitim kurumları, öğrenci yurtları, vb. yer almaktadır. Opus Dei’nin bu alanlardaki faaliyetlerinden kısaca bahsetmek gerekirse, Pamplona (İspanya)’da kurulmuş olan Navarra Üniversitesi, Piura Üniversitesi (Peru), La Sabana Üniversitesi (Kolombiya), Asya ve Pasifik Üniversitesi (Filipinler) ve Yüksek İşletme Enstitüsü (IESE, Barselona) gibi yüksek öğretim kurumlarının yanısıra kadınların mesleki eğitim aldıkları Kianda Koleji (Nairobi, Kenya) de Opus Dei tarafından kurulmuştur. Roma’nın sanayi bölgesinde de ELIS denilen ve spesifik ticaret alanlarında uzman yetiştiren bir merkez de Roma belediyesi ve Arnavutluk ve Somali gibi gelişmemiş ülkelerden gelen öğrencilere de eğitim verdiği için İtalyan dışişleri bakanlığı tarafından finanse edilmektedir. Chicago’nun bir varoşunda kurulmuş olan Midtown Center de farklı ırklardan gelen öğrencilerine lise eğitimi vermektedir. İlahiyat, felsefe ve din eğitimi gibi alanlarda araştırmalar yapmak üzere Roma’da Kutsal Haç Üniversitesi bir Opus Dei kuruluşudur. Mexico City’nin batısında yer alan Toshi ise yine kadınların ticaret alanında iş bulabilmelerini sağlayacak bir eğitim vermektedir.</p>
<p>Burada zikredilen faaliyetlerden de anlaşılacağı üzere Josemaría Escrivá’yı diğer katolik azizlerinden ayıran en önemli özelliği onlar gibi bu dünyayı terk etmeyip topluma nüfuz etme stratejisidir. Bunun en güzel örneği de II. Dünya Savaşı’ndan sonra İspanya ekonomisinin radikal bir değişime ihtiyacı olduğunu görerek 1950 yılında Barcelona’da bir işletme eğitimi veren okul açılması için emir vermesidir. Nitekim bu okul mezunlarından üçü daha sonra (1957) Franco hükümetinde -maliye bakanlığı da dahil olmak üzere- yer almışlardır. Opus Dei’nin temel görüşlerinden birisi de çok çalışma ve başarı olduğundan grup Franco dönemini, “… İspanya’nın gelişen ve verimli bir ekonomik düzene geçiş ve dolayısıyla da sağlam bir toplum oluşturulması süreci” olarak değerlendirir. Opus Dei’nin Franco İspanyasında güçlenip tanınmaya başlaması sebebiyle Escrivá’nın faşizm ve onun muhafazakar eğilimlerini kullanarak tehlikeli bir şekilde liberalleşmeye başlayan Katolik Kilisesi’ni “kurtarmaya” çalıştığını öne sürmektedirler. Orta Çağ’da olduğu gibi din ve devlet işlerinin birleştirilmesi anlamına gelen “integralizm”, Franco’nun temel ideolojisiydi. Faşist hükümetler, siyasi partiler yerine toplumun farklı sektörleri (mesela, esnaf, çiftçi ve profesyoneller) modernleştirilmiş loncalar tarafından temsil edilmeliydi. Halbuki Franco rejiminde sadece kapitalistler ve toprak sahipleri böyle bir düzenden memnundu. Tabii ki, bu sistem işçi hareketleri ve siyasi partilerin ortaya çıkmasıyla artık her hangi bir gücü kalmamış Kilise’nin de hoşuna da gidiyordu. Bu karşılıklı yakınlaşma her ne kadar bir çok İspanyol ve Fransız vatandaşında papanın krallara taç giydirdiği, kilise ile devlet arasında varılan anlaşmaların neticesinde gelen adalet, merhamet ve iyilik duyguları uyandıran nostaljik bir geçmişe özlem duymalarını ve hatta Tanrı’nın Krallığı’nı bu dünyada gerçekleştirme fikri hoş gelebilir, ama öte yandan, pek çok Katolik de endişeye düşmüş, dahası, piskoposluğun faaliyetlerinden şüphelenmeye başlamışlardır.<br />
Zira Opus Dei üyeleri Vatikan’ın haricinde, her geçen gün özellikle eğitim ve medya alanlarında daha çok yer almaya başlamışlardır.</p>
<p>Hele de 1979’da ortaya çıkan ve grup üyelerinin dünya çapında 197 kolej, 694 gazete ve dergi, 52 radyo ve televizyon kanalı, 38 haber ajansı ve 12 sinema şirketinde faaliyet gösterdiklerini açıklayan bir rapordan sonra insanlar dehşete düşmüşlerdir.<br />
Opus Dei hiyerarşik –yani tüm faşist ideolojilerde olduğu gibi üstlere tam itaatin yer aldığı- olarak yapılanmıştır. Genel Başkan’ın genel konsey üyeleriyle danışarak aldığı kararlar üyeler için Tanrı’nın iradesi olarak algılanır. Dolayısıyla, bu kararlar itaat edilmesi gereken emirlerdir. Her ülkenin başında kendisinin istişare edebileceği bir komisyonu olan “Consiliarius” bulunur. Genel Başkan ve bütün Consiliarius’ların rahip olma zorunluğu vardır. Kadın şubesinin başında da Genel Başkan’a bağlı bir merkezi konsey mevcuttur.<br />
Opus Dei, rahipler ve din adamı olmayan kişilerden oluşur. Din adamı olmayan üyeler seküler alanlarda çalışmaya devem etmekle birlikte Opus Dei’nin sıkı bir manevi kontrolü altındadırlar. Bütün Opus Dei üyeleri “hayat planı” denilen ve günlük ayin, tesbih, dini kitap okuma ve zikir gibi ibadetlerin yanı sıra Opus Dei’ye ait özel dua ve adetleri de yerine getirmekle mesuldürler.</p>
<p><strong>Üyelik Süreci:</strong></p>
<p>Opus Dei’nin kendi ve Vatikan kaynaklarına göre bugün dünya üzerinde yaklaşık 80.000 kişi Opus Dei üyesidir. Üyelerin en çok bulunduğu ülkeler ise İspanya, İngiltere, İtalya, İrlanda, Kanada, Meksika, Japonya, Avustralya, Filipinler, Orta ve Güney Amerika ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri’dir.</p>
<p>İnsanlar neden Opus Dei üyesi olurlar? Bu soruya verilecek en iyi cevap, “çünkü Tanrı’dan bir çağrı almışlardır” olabilir. Fakat genellikle pratikte daha önce üye olmuş birisinden etkilenir ve Opus Dei’ye katılmak kendisi için de cazip gelebilir. Üye olmak için kişinin yaşı, mesleği, geliri ve sosyal statüsü önemli değildir. Bunların yerine kişinin Opus Dei program ve ruhuna uygun olarak yaşamak isteği ve bu konudaki kararlılığıdır. Bu kararlılık kişinin bir Opus Dei üyesi olarak kazanacağı haklar ile yerine getirmesi gereken vazifeleri belirten bir ticari anlaşmaya benzeyen kontrat imzalanmasıyla gösterilir.</p>
<p>Aslında üyelik sürecinin sadece bir kontratın imzalanması ile hemen başlayacağı anlayışı da pek doğru değildir. Zira, “Opus Dei’ye ne zaman katıldın?” gibi basit bir soruya numerary üye en azından beş farklı biçimde cevap verebilir. Bu sorunun cevabı öncelikle numerary’nin karşısındaki kişinin kim olduğu ve kendisinin Opus Dei hakkında ne kadar detaylı bilgi vereceğine karar vermesine bağlıdır. Bu durumlarda numerary yalan söylediğini hiç düşünmeden gerçekleri çarpıtmaya zaten alışkındır.</p>
<p>Üyeler için Opus Dei programı şu dört kelime ile özetlenebilir: Tanrı’dan çağrı (vocation), iş, piskoposluk ve eğitim. Organizasyonun kendisinin belirlediği bu prensip sayesinde Opus Dei, üyelerinin tüm hayatlarını piskoposluk etrafında şekillendirmekte ve hatta dış dünya ile ilişkilerini sıkı bir kontrol altına almaktadır. Üyelerin evlere gelen ve giden bütün mektupları okunduğu gibi, ailelerinin resimlerini taşımalarına, eski arkadaşlarıyla ilişkilerini devam ettirmeye, sosyal faaliyetlere katılmaya ve hatta aile toplantılarına –mesela kardeşlerinin doğum günü- katılmaya izin verilmez. Artık zamanlarını tamamen “yeni aileleri”ne ayırmalıdırlar; zira “eski dostlarla ilişkiyi sürdürmek zaman israfıdır ve kullanılan bu zaman da artık bize ait değildir).</p>
<p>Opus Dei’nin dünya çapındaki faaliyetleri arasında eğitim özellikle de prestijli üniversitelerin yakınlarında kurdukları öğrenci yurtları ön sıralarda yer alırken doğal afetlerin meydana geldiği ülkelere Hıristiyan yardım dernekleri vasıtasıyla sızma girişimleri de görülmeye başlamıştır. Bunlar arasında CARITAS adlı yardım derneği aslında 50 kadar Hıristiyan yardım derneğinden oluşmakla birlikte bazı bölgelere yardım sırasında bazı mezhepler öne çıkmaktadır. Opus Dei’nin CARITAS ile resmi bir ilişkisi olmamasına rağmen Ernesto Guillermo Cofiño adlı bir Opus Dei üyesinin Guatemala Caritas genel müdürlüğünü yapmış olması ve Opus Dei tarafından azizlik sürecinin başlaması için yoğun kulis faaliyetleri yapması dikkat çekmektedir. CARITAS’ın İstanbul Harbiye’de bir temsilciliğinin olması ve Afyon ile Marmara depremlerinde oldukça aktif olması Opus Dei’nin Türkiye’ye bu kurum aracılığıyla girme teşebbüsleri olduğu şüphelerini derinleştirmektedir.<br />
</span></span></p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/da-vinci-sifresi-ve-opus-dei.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/da-vinci-sifresi-ve-opus-dei.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/da-vinci-sifresi-ve-opus-dei.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mese Adasinda Olanlar</title>
		<link>http://www.ozburun.net/mese-adasinda-olanlar.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/mese-adasinda-olanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 16:50:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gizli Gercekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=239</guid>
		<description><![CDATA[Para Çukuru aşılamıyor Ünlü korsan Kaptan William Kidd´in gizli hazinesi, Shakespeare´in Bacon tarafından saklanan el yazması gerçek oyunları, İngilizler´le savaşan Fransızlar´ın ya da İngilizlerin Amerika´ya sakladığı hazineler, Vikingler´in gizli üssü, korsanların bankası, Avrupalılar´dan kaçan İnka veya Mayalar´ın altın stokları ve daha birçok uçuk kaçık iddia. Bütün bunlar Meşe Adası´ındaki garip Para Çukuru´nun sırrını açıklayamıyorlar. Ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Para Çukuru aşılamıyor<br />
Ünlü korsan Kaptan William Kidd´in gizli hazinesi, Shakespeare´in Bacon tarafından saklanan el yazması gerçek oyunları, İngilizler´le savaşan Fransızlar´ın ya da İngilizlerin Amerika´ya sakladığı hazineler, Vikingler´in gizli üssü, korsanların bankası, <span id="more-239"></span>Avrupalılar´dan kaçan İnka veya Mayalar´ın altın stokları ve daha birçok uçuk kaçık iddia. Bütün bunlar Meşe Adası´ındaki garip Para Çukuru´nun sırrını açıklayamıyorlar. Ama Çukur orada duruyor ve 203 yıldan beri sürdürülen tüm çabalara rağmen içine girilemiyor. Para Çukuru öylesine aşılmaz ki, 2000´lerin eşiğindeki güçlü teknoloji bile yeterli olamıyor</p>
<p>1795 yılının bir yaz gününde, genç bir delikanlı olan Daniel McGinnis, Nova Scotia´daki Meşe Adası´nda dolaşırken yerde garip yuvarlak bir çukur gördü.Üzerinde sanki bir makarayla çekilerek yerleştirilmiş gibi duran dallar vardı. Ginnes´in aklına yörede çok konuşulan korsan öyküleri geldi ve eve dönerek arkadaşlarına buluşunu anlatmaya ve daha sonra da çukuru araştırmaya karar verdi. Sonraki günlerde McGinnis, yanına John Smith ve Anthony Vaughan adlı arkadaşlarını alarak çukura geri döndü. Ama daha ilk çalışma saatlerinde şaşkınlığa düştüler, yüzeyin 60 cm kadar altında taşlarla örtülü bir delik vardı. Üç metre aşağıda ise giriş, meşe kütükleriyle boydan boya kapatılmıştı. Gençler çalışmaya devam ettiler, 6 m. ile m. arasında aynı kütüklere rasladılar. Daha fazla devam edemediler, tekrar geri dönüp araştırmaya kararlıydılar ve plan yapmak için eve döndüler. Ama aradan sekiz yıl geçecek ve üç kaşif geri dönmeyeceklerdi. Olay bu arada duyuldu ve The Onslow Company adlı bir şirket araştırmayı üslenerek, çukuru kazmaya başladı. Sekiz yıl önce 9 metre derinliğe inilmişti, ilk aşamada 27 metreye ulaşıldı ve her üç metrede bir aynı meşe kütüklerinin bulunduğu anlaşıldı. 12 metreden sonra kütüklerin üstünde bir kömür tabakası vardı, 15 metrede bir kat camcı macunu, 18 metrede ise bir kat hindistan cevizi lifi bulundu. Ve 27 metreye gelindiğinde en garip şey keşfedildi, burada üzerinde bilinmeyen garip bir yazının bulunduğu bir taş vardı.</p>
<p>Ve işte Para Çukuru<br />
Taş ve üzerinde bulunduğu meşe katmanı kaldırıldıktan sonra çalışmaya devam edildi ve o aşamada kuyuya su sızmaya başladığı görüldü. Ertesi gün kuyu yaklaşık 16-17 metreye kadar suyla dolmuştu, pompalama çabaları yetersiz kalınca çalışmalar gelecek yıla ertelendi. Bir yıl sonra ise, kuyuya paralel olarak derinliği 100 metreye uzanan yeni bir kuyu açıldı. Kuyuya ise artık &#8220;The Money Pit&#8221; yani &#8220;Para Çukuru&#8221; adı verilmişti. Bu yeni tünelden Para Çukuru´ndaki su boşaltılacaktı ama olmadı su gelip bu kuyuyu da doldurarak çalışmaları 45 yıl boyunca durdurdu. Bu bir Bubi Tuzağı idi. Şirket bu arada yaklaşık 150 metrelik bir su yolunu da keşfetmişti ve bu kanal Para Çukuru´ndan başlayıp Smith´s Cove denen yere bağlanmıştı, su ne kadar çabuk boşaltılsa da, deniz suyu gelip yine boşluğu dolduruyordu. Çünkü su yakındaki plajdan yani denizden geliyordu. Keşif daha karmaşık ve kusursuz planlar gerektiriyordu, çünkü Para Çukuru´nun bilinmeyen mimarları öylesine ustaydılar ki, aşmak mümkün olmuyordu.</p>
<p>Sonu gelmeyen derinlik<br />
1849´da bir başka şirket ortaya çıktı ve Para Çukuru yine hatırlandı. The Truro Company adlı şirket bu amaçla kurulmuştu. Şirket yeni teknolojler kullanarak suyu yan kanallara akıtmayı başardı ve bunun için de özel matkaplar kullanıldı. 30 metre aşıldığında çok düzgün bir platformla karşılaşıldı. Burada üstte 10 cm kalınlığında meşe katmanı, altında da 55 cm kalınlığında metal parçacıklarından oluşmuş bir diğer katman vardı. Bunları 20 cm.´lik yeni bir meşe katmanı, ardından yine 55 cm.´lik yeni bir metal katman ve en altta da 10 cm.´lik yeni bir meşe katmanı izliyordu. Ardından tüm bunların tekrarlandığı yeni bir katmanlar grubu geliyordu. İşte tam burada içi para dolu olan iki fıçı veya sandık bulundu. Matkap geri çekilirken ucunda meşe kıymıkları ve hindistan cevizinden yapılmış halat parçacıklarına raslandı. Daha da ilginci bu aşamada üç küçük altın zincir baklasına da raslanmasıydı. Ama bu altın halkalar ortadan kayboldular ve kimse ne olduklarını bulamadı. Sonuçta her kat aşıldıkça Para Çukuru´nun daha derinlere indiği anlaşılıyordu. Bir grup araştırmacı derinliğin önceden belirlenmesi fikrindeydiler.</p>
<p>Çukur şirketleri batırıyor<br />
The Truro Company bir yıl sonra, 1850´de yeni bir paralel tünel açtı ama yine su baskını başlamıştı tüm pompalama çabaları boşa çıkarken su akışının gelgite bağlı olduğu anlaşıldı. Ve o zaman farkedildi ki plaj sanılan kumsal da özel yapılmıştı yani yapaydı. Çukurun yapımcıları 45 metre uzunluğundaki plajı aşan bir kanal sistemi yaratmışlardı, sistem bir elin parmaklarına benziyordu. Her parmak bir kanaldı altı kil olan plajın altına kazılmış ve kayalarla şekillendirilmişti. Üzerlerine kıyılarda bulunan kayalar konulmuş, yılan otları ekilmiş ve metrelerce hindistan cevizi lifiyle kaplanmıştı. Aynı lifler aynı zamanda filtre görevi görüyorlar ve suyun getirdiği maddelerin kanalları kapaması engelleniyordu. Parmak kanallar iç karada deniz suyu ile dolu olarak eğimli başka bir kanala bağlanıyorlar ve yeraltından giderek 150 metre kadar ötede Para Çukuru ile birleşiyordu. Sonraki araştırmalarda yeraltı kanalının 120 cm. eninde, 60 cm. yüksekliğinde olduğu anlaşıldı. Kanal taşlarla desteklenmişti ve Para Çukuru ile 29 ile 35 metre arasında buluşuyordu. Truro Şirketi artık cevabı biliyordu, yapılacak tek şey kanalı kapatmaktan ibaretti. İlk olarak bir baraj inşa edildi, su akıtıldı ve kanallar söküldü ama o aşamada patlayan bir fırtınada baraj çökünce çalışmalar yine aksadı. Sonraki plan kazıyı sürdürmek ve çukurun su kanalıyla buluştuğu noktayı geçmekti ama bundan sonrası yapılamadı ve o tarih Truro Şirketi´nin Meşe Adası´ndaki sırrı aydınlatma çabalarının son günü oldu.</p>
<p>Ve yıkım<br />
Hazine avı çabaları 1861´de kurulan Meşe Adası Birliği tarafından sürdülülecekti. Bu yeni şirket 30 metreye kadar çukuru iyice temizledi. İki yeni paralel tünel açma çabalarına girişildi, 40 metreye ulaşıldı ve sular tekrar içeri doldu. Tüm gayretle su durdurulmaya çalışılırken, bir felaket oldu ve çukurun tabanı çöküverdi. Su korkunç bir hızla gelerek, kuyuyu ağzına beş metre kalana kadar doldurdu. Herşey kuyunun içine düşmüştü. Sonraki yıllarda çeşitli şirketler gizemi çözmeye çalıştılar ama başarılı olunamadı. Yeni kanallar kazıldı, plaj doldurulmaya çalışıldı, yeni bir baraj yapıldı ama onu da bir fırtına yıktı. 1893´de Fred Blair isimli bir adam &#8220;The Oak Island Treasure Company&#8221; adlı bir şirket kurarak işe girişti. İlk olarak 1878´de keşfedilen ve Para Çukuru´nun yaklaşık 100 m. doğsunda bulunan mağara araştırıldı ve buranın da Para Çukuru ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Belki Para Çukuru´nun gizemli yapımcıları bu kanalı, su kanallarını kazarken havalandırma amacıyla inşa etmişlerdi, iki kanal ya kesişiyorlar ya da birbirlerine çok yakındılar, buradan yani yeni tünelden yola çıkıldı ama olmadı. 18 metre aşıldığında sular içeri doldu ve çalışmalar bir kez daha durdu. İki yıl boyunca yeni tüneller kazıldı, daha çok pompa kullanıldı ama biryere ulaşılamadı. 1897´de Para Çukuru 40 metreye kadar temizlendi ve suyun aktığı giriş görülünce kayalarla giriş kapatılmaya çalışıldı ama suları hiçbirşey durduramıyordu, bir kez daha kuyuyu su bastı.</p>
<p>Yeni bir plan yapılarak, mağaradaki tüneldeki suların boşaltılması için dinamit kullanılacaktı. Beş ayrı yerde patlamalar gerçekleştirildi ama işe yaramayacaktı ve su Para Çukuru´nu eskisinden daha çabuk doldurdu. Bu arada matkap aracılığı ile yeni örnekler elde edilmişti ve yeni bir sürpriz yaşandı.</p>
<p>Sürpriz bir su kanalı daha&#8230;<br />
39 metreden sonra tahta ve ardında demir örnekleri gelmişti. Bir ihtimal çokme sırasında bu tür materyalin biriktiği düşünüldü. Ağaç katmanın delinmesi için uğraşıldı ve demir parçalarının rasgele yayılmış oldukları anlaşıldı. Yani bunlar çökme sırasında yukardan düşmüşlerdi. 46-48 ve 52. metrelerde mavi kil vardı ve su ve kum içeriyordu, bir macun gibiydi ve daha önce raslandığı söylenen madde bu olmalıydı. Derken kil katmanlarının arasında önemli birşey bulundu, bu bir çimento katıydı. İki metre kalınlığındaydı, çevresinde 17 cm. yüksekliğinde ince duvarlar vardı. Bir kısmı ahşaptı, sonra boşluklar vardı ve arada da ne olduğu anlaşılamayan başka bir madde yer almıştı. Bundan sonra matkap yumuşak bir metal katmana ulaştı, altında 90 cm kalınlığında metal parçacıkları ve ardından yine yumuşak metal katmana ulaşıldı. Matkabın her geri dönüşünde gizeme yenileri ekleniyordu. Bir defasında matkabın ucunda koyun derisinden yapılma parşömen parçalarına raslandı; üzerinde &#8220;vi&#8221;, &#8220;ui&#8221; ve &#8220;wi&#8221; harfleri görülüyordu, bunun ne olduğu hala bilinmiyor. Bütün bu olanlardan sonra adanın çok büyük bir hazineyi sakladığına artık daha çok inanılıyordu. The Treasure Company yeni bir gayretle yeni tüneller açmaya başladı ama su ne yapılırsa yapılsın yine geliyor ve çukuru dolduruyordu. Mayıs 1899´da yapılan keşif herkesi şoka soktu; ikinci bir su kanalı daha vardı. Güney yönünden geliyordu. Para Çukuru´nun dahi yaratıcıları çok daha öteleri öngörmüşlerdi. Bu yeni keşif sonunda aşağıda çok daha değerli birşeyin olduğuna iyice inanıldı, sadece bulunması değil bir daha asla ele geçmemesi düşünülmü olmalıydı. Blair ve The Oak Island Treasure Company yeni tüneller açmaya, örnekler çıkarmaya ve sulara gömülmeye devam ettiler ama artık yeni bir bulgu elde edilemiyordu. 1900 ile 1936 arasında sayısız çaba gösterildiama sonuç daima başarısızdı.</p>
<p>Yine yazılı taşlar ama ne yazıyor?<br />
1936´da Fred Blair´e katılan Gilbert Hadden adada yeni bir soruşturma başlattı. Hadden çukurun yakınında daha eski başka kanallar keşfetti ve gelecek yaz aylarında yeni bir boşaltma projesinin planlarını yapmaya başladı. Bu araştırma sırasında da iki ilginç keşif yaptı. Birincisi daha önce bulunan üzeri yazılı kırık taş parçalarının benzerlerini 27 metrede yine ele geçirdi, ikincisi ise mağarada çok eski bazı kereste parçaları buldu. Bunların Para Çukuru´nun yapımcılarından kaldığı anlaşılıyordu ve keresteleri birleştirmek için metal yerine ağaç pimler kullanmışlardı. Daha sonra bu kerestelerin çok daha büyük bir yapının küçük parçaları olduğu düşüncesi ortaya atıldı. Bir sonraki hazine avcısının adı Erwin Hamilton´du, 1938´de işe başladı öncelikle eski tünelleri temizletti, yeni bir boşaltma sistemini geliştirdi. 1939´da boşaltma çalışmaları yaparken önce 58 metre derinlikte kaya ve çakılların bulunduğunu keşfetti, bunların dışardan geldiklerine yani oraya konulduklarına inandı. 54 metre derinlikte çalışırken ikinci bir keşif daha yaptı, burada bir kireç taşı katmanı vardı. Matkap yukarıya çıkarken yine meşe kıymıkları getirince kireçtaşlarının meşeyle beraber olduğu sonucuna varıldı.</p>
<p>Trajedi ve ağır iş makinaları adada<br />
1959´a gelindiğinde Para Çukuru´nun başında bu kez Bob Restall ve ailesi vardı. Restall plajdaki kanal sistemini durdurmaya öncelikle kararlıydı, bu arada üzerinde 1704 yazan bir kaya parçası buldu. Arkadaşları bunun önceki ekipler tarafından yapılmış kötü bir şaka olduğunu söylediler ama Restall inanmadı, kayanın yapımcılar tarafından bırakıldığına inanıyordu. 1965´de olanlar oldu, Restall bir tüneli kazmaya çalışırken tünel çöktü ve içeri sular doldu, oğlu ve iki işçi onu kurtarmak için tünele daldılar ama dördü de dışarı sağ olarak çıkamadı. Boğularak ölmüşlerdi. 1965´de adada Bob Dunfield vardı ve buldozer veya maçuna gibi ağır iş makineleri kullanarak gizemi çözmeye kararlıydı. Önce mağaradaki tünele gelen suyu bloke etmek için işe girişti ve bunu başardı. Sonra adanın güney kıyısına bir hendek kazdı, umudu öteki su kanalına buradan ulaşıp durdurmaktı ama su kanalını bulamadı fakat doldurulmuş başka bir tünele rasladı, büyük olasılıkla yapımcılar tarafından yapılmıştı. 45 metre sürüyor ve sonra bitiyordu, neden yapıldığı belirsizdi. Daha sonra Dunfield çalışmaları matkaba yoğunlaştırdı, 43 metrede 60 cm kalınlığında kireç taşı katmanı vardı sonrası ise 1.2 metre kadar boştu. Boşluğun altı kayaydı. Bu bilgi 1955´deki matkap çalışmalarını anımsattı. Göründüğü kadarıyla burada büyük bir yeraltı mağarası vardı ve kireçtaşıyla kaplıydı.</p>
<p>Son keşifler<br />
Dunfield´in ardından gelen Daniel Blankenship, 1966´da işe 14 metrelik yeni bir tünel açarak başladı ve elyapımı dövme demirden yapılmış bir çivi ve bir rondela buldu. 27 metredeki kaya katmanında durgun su birikimi oluşmuştu, bunun güneydeki su kanalından geldiğini varsaydı ama tüneli fazla ilerletemedi. 1967´de yine el yapımı bir çift makas mağarada bulundu ve makasların İspanyol-Amerikan yapımı oldukları, büyük bir olasılıkla Meksika´da yapıldıkları ve 300 yıllık oldukları belirlendi. Aynı yerde kalp biçiminde bir de taş vardı. Blankenship´in 1970´deki Triton Birliği´ne kadar süren araştırmaları sırasında mağarada daha birkaç ilginç şey daha bulundu. Triton grubu sıkı bir araştırmadan sonra ilk yapılan barajın yerini bularak, aynı yere yeni bir baraj inşa etti. Bu arada 60 cm. kalınlığında, 19 metre uzunluğunda kütükler keşfettiler, üzerlerinde Roma rakamları vardı ve bazılarında ağaç pimler veya çiviler bulunuyordu. Kütüklere karbon deneyi yapıldığında 250 yıllık oldukları anlaşıldı, adanın batı uçunda iki ahşap yapı bulundu, batı plajında dövme demirden çivilere ve metal kayışlara raslandı ve plajda iki metre derinlikte hiç kullanılmamış bir çift deri ayakkabı ele geçirildi.</p>
<p>Borehole 10-X ve bugün<br />
Sonraki önemli keşif 1976´da Triton tarafından kullanılan Borehole 10-X ile yapıldı. Bu aygıt 72 metre uzunluğunda çelik bir tüptü ve Para Çukuru´nun kuzeydoğusunda 55 metre derinliğe çakılarak indirildi sonuç olumlu olunca Para Çukuru´nda işe devam edildi ve bu çalışmada 70 metrede yapay boşlukların bulunduğu belirlendi. Aynı derinliğe yollanan bir kamera çarpıcı görüntülerle geri döndü. Zemin kayaydı, üç sandık görünüyordu, çevrede çeşitli aletler vardı ve en inanılmazı ise bir yerde yatan bir insan bedeniydi. Bu görüntüler üzerine aşağıya balık adamların indirilmesi kararlaştırıldı ama çok şiddetli akıntı ve görüş alanının sıfır olması nedenleriyle bu da başarılamadı. Balıkadamlar kameranın indiği yere inemiyorlardı. Bu arada kameranın gidip geldiği yerin çöktüğü anlaşıldı ve bir daha aynı görüntülere ulaşılamadı. Ve bugün Blankenship ve Triton hala aramaları sürdürüyorlar. Gizem McGinnes´in çukuru bulmasından bu yana geçen 203 yıldan beri çözülmüş değil. Günümüzün üstün teknolojisi karşısında bile Para Çukuru umursamadan direniyor. Pek fazla duyulmuş olmamasına rağmen Para Çukuru, şu anda bile dünyanın en ilginç olaylarından birisi olma özelliğini sürdürüyor. Kimbilir, belki de gelecekte sır çözülecek ve belki de böylesine karmaşık ve neredeyse insanüstü bir yapının sadece hazine saklamak için yapılmadığı anlaşılacak ya da Para Çukuru´ndan bir başka yere, bilinmeyen bir yere geçilecek&#8230;</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/mese-adasinda-olanlar.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/mese-adasinda-olanlar.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/mese-adasinda-olanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Iason Ve Argonatlar</title>
		<link>http://www.ozburun.net/iason-ve-argonatlar.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/iason-ve-argonatlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 13:35:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eski Uygarliklar]]></category>
		<category><![CDATA[argonat]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[iason]]></category>
		<category><![CDATA[uygarliklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Zaman: m.ö 8. yüzyıl Mekân: Karadeniz Bölgesi Phoibos, senin gibi yaparak altın postu elde etmek için Pontus&#8217;un ağzı ile kara kayalar arasından Argo&#8217;yu geçiren o eski zaman insanlarının muhteşem başarılarını hatırlatacağım. RODOSLU APPOLONİOS, İÖ 3. YÜZYIL Konusu genç bir kahramanın bir yolculuğa çıkıp uzak bir yerden dönerek yetişkinliğe geçişi olan İason ile Argonotlar efsanesinin Yunanistan&#8217;da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman: m.ö 8. yüzyıl<br />
Mekân: Karadeniz Bölgesi</p>
<p>Phoibos, senin gibi yaparak altın postu elde etmek için Pontus&#8217;un ağzı ile kara kayalar arasından Argo&#8217;yu geçiren o eski zaman insanlarının muhteşem başarılarını hatırlatacağım. RODOSLU APPOLONİOS, İÖ 3. YÜZYIL</p>
<p>Konusu genç bir kahramanın bir yolculuğa çıkıp uzak bir yerden dönerek yetişkinliğe geçişi olan İason ile Argonotlar efsanesinin Yunanistan&#8217;da eskilere dayanan kökleri vardır. <span id="more-237"></span>En azından lirik şair Pindaros&#8217;un hikâyenin bir versiyonunu İÖ 5. yüzyılda yaratmasına kadar uzanırsa da, en çok bilinen versiyonu İÖ 3. yüzyılda Rodoslu Apolonios&#8217;un Argonautika&#8217;sıdır.</p>
<p>İASON&#8217;UN MİRASI</p>
<p>Efsane, Tesalya&#8217;da İolkos kralı Aison&#8217;un iktidar yükünden bıkıp devlet dizginlerini, oğlu İason&#8217;un erişkinliğine kadar kardeşi Pelias&#8217;a bırakmasıyla başlar. Pelias tek sandaletli bir adama karşı uyarılmıştır ve İason yetişkin bir insan olup tahtta hak iddia etmeye geldiğinde birini yolculuk sırasında kaybettiği için saraya tek sandaletle gelir.</p>
<p>İason&#8217;dan korkan ve tahttan da inmek istemeyen Pelias onu İolkos&#8217;tan belki de ebediyen uzaklaştırmak için bir hileye başvurur. İason&#8217;a iktidarı almadan önce uzaklardaki Kolkhis&#8217;ten ailesine ait olan efsanevi altın postu geri getirmesi gerektiğini söyler. İason bu yolculuğa çıkmayı kabul eder. Argo adını verdiği sağlam bir gemi yaptırır, aralarında Theseus, Herakles ve Orpheus gibi kahramanların ve yarı tanrıların bulunduğu bir mürettebat toplar.</p>
<p>Bilinmeyen sularda tehlikeli bir yolculuktan sonra İason ile Argonotlar&#8217;ı Kolkhis&#8217;e varırlar. Burada Kral Aietes, İason&#8217;un bir dizi sınavdan geçtiği takdirde altın postu alabileceğini söyler. İason sınavları geçer, altın postu alır ve yine aynı derecede tehlikeli bir yolculuktan sonra kendi krallığına döner.<br />
 <br />
(Solda) Tim Severin&#8217;in İason ile Argonotlar&#8217;ın yolunu izleyerek yaptığı yolculuktaki Argo gemisinin kopyası. (Sağda) Kırmızı figürlü vazo, İÖ yaklaşık 470-460; İason altın postu alırken Athena ona bakıyor. Sağda Argo&#8217;nun kıç direği; direk başının insan başlı olması geminin konuşabildiğini gösteriyor.</p>
<p>İASON&#8217;UN YOLCULUĞU EFSANESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</p>
<p>Altın postlu koyunlar, tanrılar ve yarı tanrılar dolu bu hikâyenin düşsel unsurlarını kimse gerçek olarak kabul edemez. Ancak pek çok araştırmacı, hikâyenin Akdeniz&#8217;den Karadeniz&#8217;e geçen eski Yunan denizcilerinin ilk deniz seferlerinde elde edilen coğrafi bilgileri içerdiğini de belirtir.</p>
<p>Uzak ülkelere yapılan seyahat geleneklerine tarihi bir temel göstermeye yönelik diğer çabalar gibi -Çinliler&#8217;in Fu-sang hikâyesi, ya da Aziz Brendan&#8217;ın Azizlere Vaat Edilen Ülaaae Gidişi gibi- İason&#8217;un seyahatinin tarihe uygun olduğu iddiası maddi kanıtlara dayandırılmamıştır.</p>
<p>Bu tür kanıtlar yolculuğu yapanların gittikleri yerlerde bıraktıkları arkeolojik kalıntılar (Argonautika&#8217;da İason ile adamları yol boyunca arkeologlar tarafından bulunabilecek bir dizi tapınak inşa etmişlerdir) ya da gittikleri yerin yerlileriyle ticaret yaparken bıraktıkları nesneler ya da ziyaret ettikleri yerden aldıkları ve sonra yurtlarındaki arkeolojik kazılarda bulunan egzotik nesnelerden oluşabilir.</p>
<p>Oysa îason ve Argonotlar hikâyesinin tarihi temelinin açıklanması coğrafyaya dayandırılmaktadır. Daha basit bir biçimde ifade etmek gerekirse, İason&#8217;un hikâyesinin okurları hikâyede gerçek mekânları bulmak için sözü edilen mekânların ayrıntılarını aramışlardır.</p>
<p>İASON KARADENİZ&#8217;E GİTTİ Mİ?</p>
<p>Yunan efsanelerini araştıranlardan çoğu bu yaklaşımı kullanarak Kolkhis krallığının Apollonios&#8217;un tarif ettiği gibi Euxine Gölü&#8217;nün (Yunanlılar&#8217;ın Karadeniz&#8217;e verdikleri ad) doğusunda günümüz Gürcistan Cumhuriyeti&#8217;nde olduğuna inanırlar.</p>
<p>Tarihi ve arkeolojik kanıtlar Yunanlıların antik çağlarda Karadeniz kıyılarını keşfedip koloniler kurduklarını gösterir: Bölgedeki Yunan kolonileri İÖ yedinci yüzyıla kadar uzanır ve ilk keşifler İÖ sekizinci yüzyılda başlamış olabilir. Eski Yunanlılar açısından Kolkhis&#8217;in yeri Apollonios&#8217;un çok doğru olarak tanımladığı gibi &#8220;yeryüzünün ve denizin en uzak sınırlarında&#8221;ydı.</p>
<p>Apollonios&#8217;a göre İason, Yunan kıyı kenti îolkos&#8217;tan yola çıkmış, Çanakkale Boğazı&#8217;na girmiş, Boğaziçi&#8217;nin girişini koruyan &#8220;Çarpışan Kayalar&#8221; (Symplegades) arasındaki tehlikeli geçitten (önce bir güvercin uçmuş, kapanan kayalar güvercinin kuyruğunu kıstırınca kayaların açılmasını bekleyip ileri atılarak) çıkmış, sonra kuzey Türkiye kıyıları boyunca doğuya giderek Kolkhis&#8217;e varmıştır.</p>
<p>İason ve yanındaki kahramanlar burada gemiden inerler, ve kral Aietes&#8217;in huzuruna çıkarlar. Postu vermek için burnundan ateş püskürten iki boğayı boyunduruğa vurma şartı ve ona yardıma koşan kralın kızı Medea ayrı bir konudur.</p>
<p>İason&#8217;un hikâyesinin çeşitli versiyonlarında farklılıklar varsa da, Apollonios&#8217;un Argonautika&#8217;smda Argonotlar geldikleri yoldan dönmeyip kuzeye çıkmışlar, Apolonios&#8217;un Istrus adım verdiği, Yunanlılar&#8217;ın bildiği, Tuna dediğimiz ırmağa varmışlardır. Bu yorumda îason ile Argonotlar, Apollonios&#8217;un Adriyatik Denizi&#8217;ne döküldüğünü sandığı Tuna boyunca yollarına devam etmişlerdir.</p>
<p>Argonotlar bundan sonra Argo&#8217;yu Apollonios&#8217;un Rhodanus dediği (ki, Fransa&#8217;daki Rhöne olduğu anlaşılmaktadır) ırmağa sokmuşlardır. İason yine Apollonios&#8217;un Akdeniz&#8217;e döküldüğünü tahmin ettiği Rhodanus&#8217;u izlemiş, sonra da İtalya&#8217;nın batı kıyısından aşağı inerek Thrinakia (Sicilya) ile İtalya arasındaki boğazdan geçmiş, Kuzey Afrika&#8217;da yoluna bir süre karadan devam ettikten sonra kuzeye yönelip Girit&#8217;in doğusundan geçerek İolkos&#8217;a varmıştır.</p>
<p>(Solda) Kül-Oba&#8217;dan Athena başlı altın pandantif, İÖ yaklaşık 400-350. Karadeniz&#8217;de Yunan altın işçiliğinden bir örnek. Yunanlılar&#8217;ın bölgenin altın madenleri konusundaki bilgileri Altın Post hikâyesine katkıda bulunmuş olabilir. (Sağda) Argo Symplegades&#8217;ten -Çarpışan Kayalar- geçerken. B. Picart, 1730-31.</p>
<p>İASON KUZEY AVRUPA&#8217;YA MI GİTTİ?</p>
<p>Dönüş yolculuğunun bir başka senaryosunda Istrus, Tuna değil, Rusya&#8217;daki Don Irmağı&#8217;dır ve Argo buradan Volga&#8217;ya geçmiş, Volga üzerinden Barents Denizi&#8217;ne çıkmış, batıya doğru Avrupa kıyılarını izleyerek Cebelitarık Boğazı&#8217;na gelmiş, oradan doğuya dönüp Akdeniz&#8217;den geçerek İolkos&#8217;a dönmüştür.</p>
<p>Argo&#8217;yu bu yolda karadan millerce yürütmek aşılmaz bir sorun gibi görünse de, burada kahramanlardan ve yarı tanrılardan söz ettiğimiz unutulmamalıdır. Apollonius&#8217;un daha mantıklı yolunda bile Argonotlar teknelerini Akdeniz&#8217;i bulana kadar Libya çöllerinde taşımışlardır.</p>
<p>İASON AMERİKAYA MI GİTTİ?</p>
<p>Henriette Mertz, The Wine Dark Sea (1964) adlı çalışmasında çok daha akılalmaz bir yol önermektedir. Mertz&#8217;e göre Kolkhis, Karadeniz&#8217;de bir krallık değil, Güney Amerika&#8217;da Bolivya&#8217;da Titikaka Gölü&#8217;nün hemen güneyinde bir prensliktir.</p>
<p>Apollonius&#8217;un Çarpışan Kayalar tanımı Hertz&#8217;e göre doğal bir gelgit olgusunu anlatmaktadır ki, bu Karadeniz&#8217;de mümkün olmayıp Küba ile Haiti arasındaki boğazı göstermektedir. Mertz, Argonotlar&#8217;ın daha sonra Kuzey Amerika kıyılarına paralel olarak kuzeye yöneldiklerini ve oradan da Yunanistan&#8217;a döndüklerini iddia etmektedir.</p>
<p>İASON EFSANESİ: KARAR</p>
<p>Bu spekülasyonları destekleyecek arkeolojik kanıt yoktur. Ne Brezilya&#8217;da, hatta ne de Kuzey Avrupa&#8217;da eski Yunan eserlerinin bulunduğu arkeolojik alanlar olmadığı gibi, Yunanistan&#8217;da da Kuzey Avrupa ya da Yeni Dünya&#8217;nın bilinen nesnelerine rastlanılmamıştır.</p>
<p>Bir roman yazarının aaagâhında dokunan bütün eserler gibi burada da gerçek iplikleri varsa da, İason&#8217;un hikâyesi bir tarih olarak amaçlanmamıştı. Bu bir kahramanın yolculuğu ve bir gencin erişkinliğe varışının hikâyesidir, bir anı kitabı değildir. Ancak Karadeniz kıyılarındaki Yunan kolonilerinin arkeolojik kanıtları İason&#8217;un hikâyesinin Yunanlılar&#8217;ın kendi bildikleri dünyanın ucundaki coğrafya bilgilerine dayandığı varsayımını desteklemektedir.</p>
<p>GEMİ VE MÜRETTEBAT</p>
<p>Argo ve Argonotlar Efsanevi gemi Argo (hızlı) elli beş kürekli bir gemiymiş ve onu yapan ustanın adı da Arestor&#8217;un oğlu olduğu söylenen Argos imiş. Sefere katılan Argonotlar, Troya Savaşı&#8217;ndan önceki kuşaktan kişilerdir. Efsane yazarlarının listeleri birbirini tutmamakla birlikte, İason, usta Argos, dümenci Tiphys, şair Orpheus, İdmon, Amphiaros ve Mapros adlı kâhinler, Borlas&#8217;ın oğulları ve Herakles en bilinenleridir.</p>
<p>İason ile Argonotlar&#8217;ın inanılırlık sırasına göre muhtemel yolları.1. Rodoslu Apollonius&#8217;a göre Karadeniz&#8217;in doğu ucundaki Kolkhis&#8217;e gidiş yolu doğrudan doğruya ama dönüşü dolaylı. 2. Bu daha hayali yolda dönüş yolculuğunda Argo Kuzey Avrupa, İskandinavya ve Fransa ile İspanya&#8217;nın çevresinden dolaşıyor. 3. Henriette Mertz, efsanenin çeşitli versiyonlarındaki nirengi noktalarını yorumlamasına dayanarak Argonotlar&#8217;ın Atlas Okyanusu&#8217;nu geçerek Güney Amerika&#8217;ya ulaştıklarını iddia ediyor.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/iason-ve-argonatlar.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/iason-ve-argonatlar.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/iason-ve-argonatlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Milli Sirri</title>
		<link>http://www.ozburun.net/ataturkun-milli-sirri.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/ataturkun-milli-sirri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 17:21:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[milli]]></category>
		<category><![CDATA[sir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=226</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk’ün tarihi nutkunda söylediği milli sır, onun kalbinde kuvvetlendikçe kuvvetleniyordu. O, her adımda daha iyi anlıyordu ki, Türkiye’yi hakiki bir kurtuluşa mahzar kılabilmek için yalnız müstevlileri vatanın harimi ismetinden (içinden) çıkarıp atmak kafi değildir. Onunla beraber Türk milletini icabında düşmanlara pek güzel alet olan sultan ve halifeden de kurtarmak ve bu milleti kendi hakiki milli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk’ün tarihi nutkunda söylediği milli sır, onun kalbinde kuvvetlendikçe kuvvetleniyordu. O, her adımda daha iyi anlıyordu ki, Türkiye’yi hakiki bir kurtuluşa mahzar kılabilmek için yalnız müstevlileri vatanın harimi ismetinden (içinden) çıkarıp atmak kafi değildir. Onunla beraber Türk milletini icabında düşmanlara pek güzel alet olan sultan ve halifeden de kurtarmak ve bu milleti kendi hakiki milli hakimiyetine sahip olduğu halde tamamen hür ve müstakil kılmak lazımdır.<span id="more-226"></span></p>
<p>TBMM’nin Ankara’da 16 Mart-23 Nisan 1920 arasındaki hazırlıklarında bir gün, o zaman Heyeti Temsiliye karargahı olan Ziraat Mektebinde telefon etmek ihtiyacıyla Atatürk’ün salonuna girmiştim. Koca binada yegane telefon orada idi. Selam vererek doğru telefona gittim. Bu aralık Atatürk, yanındaki zatlara hitaben:</p>
<p>- Canım, bu mesele hakkında Yunus Nadi Beyin fikrini almadık, bir de ona soralım bakalım.</p>
<p>Dedikten sonra bana döndü:</p>
<p>- Kurulması hazırlığıyla uğraştığımız meclisin hakları ve salahiyetleri üzerinde konuşuyorduk. Bu nasıl bir meclis olacaktır? diye sordu.</p>
<p>Ben yarı şaka, yarı ciddi şu cevabı verdim:</p>
<p>- Acayip! Arkadaşların burada açılacak meclisle yepyeni bir Türk devleti kurulmakta olduğunda şüpheleri mi var yoksa?</p>
<p>Atatürk’ün yanında kerli ferli, hepsi birer suretle maruf yedi sekiz kişi vardı. Benim cevabım üzerine hepsinin benzi kül kesildi. Nerede ise dudakları yarılacaktı. Vaziyetin fecaatine (pek acıklı durumun) <a href="http://www.ataturkdevrimleri.com/">Atatürk</a>’te dikkat çekerek, bana:</p>
<p>- Canım, biz ciddi iş konuşuyoruz, sen alayla mukabele ettin.</p>
<p>Demiş ve bahsi hafifletmeye ve mecliste hazır olanların korkularını gidermeye müsaraat etmişti (çalışmıştı).</p>
<p>İşte, Atatürk’ün milli sırrı, onun hakikaten sır olarak kalbinde saklamaya itina ettiği bu büyük işti ki, o zaman için ve hatta bir iki yıl sonlarına kadar ondaki takayyüd (özen) ve itinası asla yersiz değildi.</p>
<p>Yunus Nadi ABALIOĞLU</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/ataturkun-milli-sirri.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/ataturkun-milli-sirri.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/ataturkun-milli-sirri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihin En Seytani On Kadini</title>
		<link>http://www.ozburun.net/tarihin-en-seytani-on-kadini.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/tarihin-en-seytani-on-kadini.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 21:46:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gizli Gercekler]]></category>
		<category><![CDATA[gercekler]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Elizabeth Bathory Doğum: 1560, Ölüm: 1614 Elizabeth Bathory Macar bir kontesti. Hayatının büyük bölümünü Slovakya&#8217;daki Csejte şatosunda geçirmişti. O, &#8220;Kanlı leydi&#8221; diye anılıyordu. Kontes Bathory, dünyanın en tanınan kadın katiliydi. Suç ortağı olduğu iddia edilen dört kişiyle birlikte düzinelerce genç kızı ve kadını işkence ederek öldürmüştü. Bathory&#8217;nin ilk kurbanları şatoda hizmetçi olarak çalışmaya gelen köylü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elizabeth Bathory<br />
Doğum: 1560, Ölüm: 1614</p>
<p>Elizabeth Bathory Macar bir kontesti. Hayatının büyük bölümünü Slovakya&#8217;daki Csejte şatosunda geçirmişti. O, &#8220;Kanlı leydi&#8221; diye anılıyordu. Kontes Bathory, dünyanın en tanınan kadın katiliydi. Suç ortağı olduğu iddia edilen dört kişiyle birlikte düzinelerce genç kızı ve kadını işkence ederek öldürmüştü. Bathory&#8217;nin ilk kurbanları şatoda hizmetçi olarak çalışmaya gelen köylü kızlardı. <span id="more-215"></span>Daha sonra, saray hayatını öğrenmek için kendisine gönderilen üst sınıf ailelerin kızlarını da öldürmeye başladı. Pek çok kişiyi de kaçırtıp öldürmüştü.</p>
<p>Bathory kurbanlarını uzun bir süre boyunca acımasızca dövüyor ve onlar ölene kadar karşılarına geçip izliyordu. Ellerini, yüzlerini ve cinsel organlarını yakıyor veya sakatlıyordu. Kollarını ısırarak etlerini koparıp açlığa terk ediyordu. ‹ğnelerle işkence yaptığı, kışın kızlar donana kadar üzerlerine soğuk su döktürdüğü, kızları dikenli kafeslere hapsettiği, makasla parmaklarını kestiği de söylentiler arasındaydı. Kontes 1585 ile 1610 yılları arasında en az 650 kadını işkenceden geçirip öldürmüştü. Bathory kurbanların kanlarıyla yıkanmak gibi sapık bir zevke de sahipti. Bu şekilde sonsuza kadar genç kalacağına inanıyor ve bakire kızların kanlarını da içiyordu.</p>
<p>1610&#8242;da dedikoduları duyan Kral Matthias, Bathory&#8217;yi sorgulamaları için adamlarını gönderdi. Bu adamlar biri öldürüldü. Diğeri de kaçıp canını kurtardığında şatoda ölmekte olan iki kız ve odalara kilitlenmiş sayısız yaralı kız gördüğünü anlatmıştı. Bathory 1611&#8242;de kendi kalesine hapsedildi. Asil kanından dolayı mahkemeye çıkarılıp yargılanmadı. Şatosunun etrafı tuğlalarla kapatılmıştı. Yemek verilmesi için küçük bir deliği olan bir odaya hapsedildi ve üç yıl sonra açlıktan öldü. (favorim )</p>
<p>Irma Grese<br />
Doğum: 1923, Ölüm: 1945</p>
<p>Irma Grese Ravensbrück, Auschwitz ve Bergen toplama kamplarında çalışmıştı. Kötü ve sapkın davranışlarıyla Grese, Nazi savaş suçlularının en bilinenlerindendi. Mart 1943&#8242;te kadın nöbetçi olarak Auschwitz&#8217;e adım attığında kamptaki en yüksek mertebeli ikinci kadın görevliydi. 30 bin Yahudi mahkumdan sorumluydu.</p>
<p>1945&#8242;te İngilizler tarafından tutuklandığında aleyhindeki suçlamalar kamptaki esirlere silahla vurarak ve kırbaçla döverek işkence etmek üzerineydi. Hayatta kalanlar Grese&#8217;nin Auschwitz&#8217;teki suçlarını, cinayetlerini, gaddarlığını ve cinsel istismarlarını ayrıntılı olarak anlattılar. Sadist eylemlerini, esirleri nasıl dövdüğünü, eğitimli ve aç bırakılmış köpekleri insanların üzerine saldığını ve gaz odasına gidecek olanları nasıl seçtiğini ayrıntılarıyla tanıklıklarında belirttiler. Grese&#8217;nin her zaman çok büyük asker botları giyip, elinde bir kırbaç ve silah taşıdığı anlatıldı. Esirlere hem fiziksel hem psikolojik yönden işkence eden ve ucunda sivri demirler bulunan kırbacıyla döven Grese, birçok mahkumu da soğukkanlılıkla öldürmüştü.</p>
<p>Binlerce insanın gaz odalarına gönderilmesinden sorumlu tutulan ve güzelliğinden dolayı &#8220;Ölüm meleği&#8221; diye anılan Nazi kasabı, toplama kampları davasında beraber yargılandığı 11 kişiyle 13 Aralık 1945&#8242;te asıldı. İngiliz kanununda yargıç kararıyla öldürülen en genç kadındı. Grese&#8217;nin ölmeden önce celladına söylediği tek söz ise &#8220;Çabuk!&#8221; oldu.</p>
<p>Ilse Koch<br />
Doğum: 1906, Ölüm: 1967</p>
<p>Ilse Koch 1937-1941 yılları arasında Buchenwald&#8217;ın, 1941-1943 yılları arasında da Majdanek toplama kampının amiri olan Karl Koch&#8217;un karısıydı. Özellikle dövmeli vücutlara düşkünlüğü ile tanınan Ilse öldürttüğü esirlerin derilerindeki dövmeleri kesip biriktirmesiyle ünlüydü. Kamplarda atıyla dolaşıp canının istediğini kamçıdan geçiriyordu. Mahkumlara karşı sadist davranışları ve acımasızlığı nedeniyle &#8220;Buchenwald cadısı&#8221; olarak da biliniyordu.</p>
<p>1937&#8242;de Buchenwald&#8217;da görevli olan kocasının sahip olduğu iktidardan etkilenerek kampın esirlerine işkence etmeye başladı. 1940 yılında bir spor tesisi kurdurdu. Bu tesisin 250 bin marktan fazla tutan masrafının büyük bölümü mahkumların parasından alınmıştı. 1941&#8242;de kampta görev yapan az sayıda kadın nöbetçinin şefi oldu. Ilse o kadar ileri gitmişti ki Naziler tarafından bile fark edilip ağır para cezasına çarptırılmıştı. Savaşın bitiminden sonra ise müebbet hapse mahkum edildi. 135 kişinin ölümünden sorumlu tutulan Koch, 1 Eylül 1967&#8242;de Aichach kadınlar hapishanesinde kendini astı.</p>
<p>Katherine Knight<br />
Doğum: 1956</p>
<p>Katherine Knight ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ilk Avustralyalıydı. Ekim 2001&#8242;de, ayrılmış olmalarına rağmen boşanma davası devam eden kocası John Charles Thomas Price&#8217;ı öldürmekten tutuklandı. Knight bir mezbahada çalışıyordu. Kocası ise sık sık şiddete maruz kalıyordu. Kadın eski kocalarından birinin çenesini kırmış, bir başkasının da gözlerinin önünde sekiz haftalık yavru köpeğinin boğazını kesmişti.</p>
<p>29 Şubat 2000 günü Knight ve Price tartışmaya başladılar. Kadın boşanma davasından dolayı çılgına dönmüştü. Kasap bıçağıyla kocasını öldürdü. Otopside adamın vücudunda 37 bıçak izi tespit edildi. Yaraların çoğu çok derindi ve bıçak tüm hayati organlara saplanmıştı. Fakat dehşet daha yeni başlıyordu.</p>
<p>Knight kocasını öldürdükten sonra derisini soymuş ve deriyi oturma odalarındaki kapıya taktığı bir et çengeline asmıştı. Sonra adamın cesedini parçalamış, kafasını bir tencereye koyup pişirmeye başlamış ve kalçalarından aldığı eti fırına atmıştı. Yanına da hazırladığı sebzelerle birlikte çocuklarına yedirmeye çalışmıştı. Çocuklar eve gelmeden önce ise polis yetişip kadını tutukladı. Mahkemede kadının ilk vahşet gösterisinin bu olmadığı ortaya çıktı. Knight&#8217;ın davası 2006&#8242;ya kadar sürdü ve sonunda ölüm cezasına çarptırılarak hapishaneye yollandı.</p>
<p>Mary Ann Cotton<br />
Doğum: 1832, Ölüm: 1873</p>
<p>Mary Ann Cotton 20 kadar kişiyi arsenikle zehirleyerek öldürmüş bir İngilizdi. 20 yaşında William Mowbray&#8217;le evlendi ve Plymouth&#8217;a taşındılar. Beş çocuklu çiftin çocuklarından dördü ateş ve mide ağrısından öldü. William ve Mary Ann bu ölümlerden sonra ülkenin kuzeydoğusuna döndüler ve üç çocuk daha yaptılar. Fakat bu çocuklar da öldü. Koca ise Ocak 1865&#8242;te bağırsak rahatsızlığından hayatını kaybetti. Bu noktada Mary Ann hayat sigortasından 35 bin pound aldı. Bu olay, daha sonra da sık sık tekrar edecekti.</p>
<p>Yaşayan bir çocuğu ve ikinci kocası George Ward da bağırsak rahatsızlığı geçirip ölmüştü. Bir çocuğu daha ölünce, yerel gazeteler bu işin peşine düştüler. Mary Ann&#8217;in kuzey İngiltere&#8217;nin her yerinde dönem dönem yaşadığını, dört kocasının, bir sevgilisinin, bir arkadaşının, annesinin ve on iki çocuğunun öldüğünü ortaya çıkardılar. Bunların hepsi mide ve bağırsak hastalıklarından ölmüştü. Kadın, 24 Mart 1873&#8242;te asılarak idam edildi. Oldukça titiz bir kadın olduğu bilinen ve tarihe &#8220;Kara Dul&#8221; lakabıyla geçen Mary Ann Cotton&#8217;a celladı acımamış, hemen ölmesi için verilmesi gereken damlayı vermemişti. Cotton da bu sebeple ölmeden önce bir hayli acı çekmişti.</p>
<p>Belle Gunness<br />
Doğum: 1859, Ölüm: 1931</p>
<p>Belle Gunness Amerika&#8217;nın en azılı kadın seri katillerinden biri. 183 cm boyunda ve 91 kilo ağırlığındaki Gunness iki kocasını ve kendi doğurduğu üç çocuğu öldürdü. Ayrıca kendisiyle evlenmek isteyen erkek arkadaşlarını, Myrtle ve Lucy adındaki iki kız kardeşini de katletmişti. Gunness, ilk önce evlenmek için koca aradığına dair gazete ilanı veriyordu. Daha sonra fazla şüphe çekmemek için bir süre bekleyen Gunness, zamanı geldiğinde koca adayını büyükbaş hayvanlarda kullanılan bir parazit ile zehirleyip gömüyor ve parasına konuyordu.<br />
Son eşini ve çocuklarını öldürdükten sonra çiftlikte çıkan bir yangının ardından yapılan araştırmada üç çocuk, bir adam ve kadın olduğu sanılan iki kişinin yanı sıra ahırın altında gömülü olarak 11 erkeğin daha kemikleri bulundu. Kadın olduğu sanılan kişilerin kafaları bulunamamıştı. Katil ise ortadan kaybolmuştu. Gunness&#8217;in cinayet işlemesinin esas nedeni para hırsıydı. Raporlara göre 10 yıl içinde 20&#8242;den fazla insanı öldürmüştü. Resmi olmayan iddialara göre ise öldürdüğü insan sayısı 100&#8242;den fazla. Amerika&#8217;nın suç tarihinin unutulmaz figürlerinden biri olan Gunness&#8217;e evli kadınları ve çocuklarını öldüren Fransız seri katil Bluebeard&#8217;ın lakabından esinlenilerek, &#8220;Dişi Blubeard&#8221; diye de anılıyor.</p>
<p>Beverly Allitt<br />
Doğum: 1968</p>
<p>&#8220;Ölüm Meleği&#8221; lakaplı Beverly Gail Allitt, 1991 yılında pediatri hemşiresi olarak çalıştığı çocuk yurdundaki dört çocuğu öldürüp beşini yaralamaktan tutuklandı. O zamandan beri İngiltere&#8217;nin en kötü şöhretli kadın seri katili olarak anılıyor. Kullandığı cinayet yöntemi çocuğa insülin veya potasyum enjekte ederek kalp krizi geçirmesine neden olmaktı. Bu maddeleri bulamadığında da çocuğu boğuyordu. Allitt, suçu için mahkemeye çıkmadan önce, 58 günlük bir sürede çoğu iki yaşından küçük 13 çocuğa saldırdı ve dördünü öldürmeyi başardı.</p>
<p>Cinayetleri neden işlediği hiçbir zaman tam açıklığa kavuşmadı. Bir teoriye göre Munchausen Proxy Sendromu&#8217;ndan mustaripti. Bu tartışmalı kişilik bozukluğunda kişi ilgi çekmek için sorumluluğu ve bakımı kendine ait kişilere fiziksel zarar verme ihtiyacı duyuyordu. Beverly Allitt 2032&#8242;ye kadar Rampton Secure Hospital&#8217;da tutuklu olarak kalacak. Bu süre içinde toplum için tehlike oluşturacak bir davranışta bulunmazsa 64 yaşında iyi halden serbest bırakılacak.</p>
<p>Kastilya Kraliçesi Isabella<br />
Doğum: 1451, Ölüm: 1504</p>
<p>İspanya kraliçesi I. Isabella Kristof Kolomb&#8217;un hamisi olarak da biliniyor. Onun talebi üzerine İspanyol engizisyonunda din temelli temizlik politikası başlatılmıştı. 31 Mart 1492&#8242;de Yahudilerin ve Müslümanların sınır dışı edilmesini öngören Elhamra Kararnamesi yürürlüğe girdi. Yaklaşık 200 bin kişi İspanya&#8217;dan kovuldu. Kalanlar da din değiştirmeye zorlandı. Fakat büyük bir bölümü Isabella&#8217;nın emriyle engizisyon tarafından idam edilmişti.<br />
1974&#8242;te Papa VI. Paul I. Isabella&#8217;nın kutsanmasını talep etti ve Isabella&#8217;nın azize ilan edilmesini sağladı. Terör örgütü El Kaide&#8217;nin lideri Usame Bin Ladin ise, İspanya&#8217;da yapılan bir saldırıdan sonra Kraliçe Isabella&#8217;nın İspanya&#8217;daki Müslümanları öldürüşünü ve sürgüne göndermesini unutmadıklarını ve bunun intikamını alacaklarını söylemişti. Satrançta vezir olarak bilinen taşın İngilizce adı olan &#8220;queen&#8221; de Isabella&#8217;yı simgeliyordu.</p>
<p>Myra Hindley<br />
Doğum: 1942, Ölüm: 2002</p>
<p>&#8220;Çalı katilleri&#8221; olarak anılan Myra Hindley ve sevgilisi Ian Brady ‹ngiltere&#8217;nin en çok nefret edilen çifti. Myra Hindley normal bir çocukluk geçirmişti ve kendini seven ve üzerine titreyen bir ailesi vardı. 17 yaşında okulu bırakıp dans derslerine başladı.</p>
<p>İşte bu yıllarda içindeki canavar ruhu ortaya çıkaran Ian Brady ile tanıştı ve birlikte yaşamaya başladılar. Ian, Myra&#8217;yı, Hitler tayfasından Rudolf Hess&#8217;in anısına &#8220;Hessie&#8221; diye çağırıyordu. Komşuları çiftin Alman marşlarını ve Hitler&#8217;in nutuklarını dinlediğini söylüyordu. Ian ve Myra silah talimi yapıyor, birbirlerinin çıplak fotoğraflarını çekiyor ve ufak hırsızlıklar yapıyorlardı. Büyük bir banka soygunu yapma planları zamanla mükemmel bir cinayet işleme arzusuna dönüşmüştü.</p>
<p>İlk kurbanları 1963 yılında öldürdükleri Pauline Reed oldu. Bundan sonra sayısı tam olarak bilinmeyen cinayetleri devam etti. Kurbanlarını genellikle Manchester&#8217;daki Saddleworth Moor bölgesindeki çalılıkların bulunduğu alana gömüyorlardı. Myra Hindley bir süre sonra tutuklandı ve valizindeki teyp kayıtları cinayet kanıtı olarak kabul edildi. 10 yaşındaki Lesley Ann Downey&#8217;i kaçırıp tecavüz eden, sonra pornografik pozlar vermeye zorlayan ve ardından işkence ederek öldüren cani ikili her şeyi kasede almıştı. Küçük çocuğun çığlıkları ve yakarışları mahkeme üyelerini bile gözyaşına boğmuştu. Fakat ikili konuşmadı ve kurbanlarından birçoğunun cesedi bulunamadı.</p>
<p>1987 yılında Myra kayıp olduğu sanılan 16 yaşındaki Pauline Reed ve 12 yaşındaki Keith Bennett&#8217;i de öldürdüklerini itiraf etti ve polislere cesetlerin bulunması için yardım önerdi. Pauline&#8217;in vücudundan kalanlar bulundu. Keith Bennett&#8217;in cesedi ise kayıptı. 36 yıl cezaevinde yattıktan sonra sonra 2002 yılında, 60 yaşındayken ölen Myra Hindley&#8217;ın adı İngiltere&#8217;de halen nefretle anılıyor. Öyle ki Myra adı 1960&#8242;lı yıllardan beri neredeyse hiç kullanılmıyor.</p>
<p>Kraliçe Mary<br />
Doğum: 1516, Ölüm: 1558</p>
<p>VIII. Henry&#8217;nin ilk çocuğu, Tudor Hanedanı&#8217;nın Jane Grey&#8217;den sonra ve I. Elizabeth&#8217;ten önce gelen hükümdarı olan Mary, İngiltere&#8217;nin dinini kısa bir süreliğine Roma Katolikliğine geri döndürmesiyle ve idam kararlarıyla hatırlanıyor.</p>
<p>Tarihe &#8220;Mary&#8217;nin zulmü&#8221; olarak geçen dönemde çok sayıda Protestan lider idam edilmişti. Bu nedenle ismi &#8220;Bloody Mary&#8221; (Kanlı Mary) olarak da biliniyor. Bu dönemde ülkenin ileri gelenlerinden 800 kadar zengin Protestan sürgüne gitmeyi tercih edip ülkeyi terk etmişti. 1553 yılında 37 yaşındayken tahta geçen I. Mary beş yıl hüküm sürdükten sonra 1558 yılında kanserden öldü. Ölümünden sonra tahta geçen I. Elizabeth&#8217;le İngiltere yeniden Protestanlığa dönüş yaptı</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/tarihin-en-seytani-on-kadini.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/tarihin-en-seytani-on-kadini.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/tarihin-en-seytani-on-kadini.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihteki Gizli Gercekler</title>
		<link>http://www.ozburun.net/tarihteki-gizli-gercekler.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/tarihteki-gizli-gercekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 21:42:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gizli Gercekler]]></category>
		<category><![CDATA[gercekler]]></category>
		<category><![CDATA[gizli]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=213</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlu her ne kadar uzaya çıksa da bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi hâlâ aralanamıyor. İngiliz bilim ve teknoloji dergisi Focus da son sayısında bugünün teknolojisiyle bile üretilmesi zor olan gizemli nesnelerden bazılarını tanıttı&#8230; Geleceği gören harita Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis&#8217;in 1513&#8242;te çizdiği Afrika, Amerika ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu her ne kadar uzaya çıksa da bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi hâlâ aralanamıyor. İngiliz bilim ve teknoloji dergisi Focus da son sayısında bugünün teknolojisiyle bile üretilmesi zor olan gizemli nesnelerden bazılarını tanıttı&#8230;</p>
<p>Geleceği gören harita<br />
Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis&#8217;in 1513&#8242;te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu&#8217;nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu&#8217;nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818&#8242;de gerçekleşmişti.<span id="more-213"></span> Dahası, Piri Reis&#8217;in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.Kaynakwh: <a href="/genel-sohbet/85233-tarihteki-gizli-gercekler.html" target="_blank"><img title="Tarİhtekİ Gİzlİ GerÇekler" src="http://www.webhatti.com/smiley.gif" border="0" alt="Tarİhtekİ Gİzlİ GerÇekler" /></a></p>
<p>2000 yıllık pil<br />
Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938&#8242;de Irak&#8217;ın başkenti Bağdat&#8217;ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi &#8220;dünyanın en eski pili&#8221; olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800&#8242;lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.</p>
<p>Antik çağ bilgisayarı<br />
1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.</p>
<p>Kristal kuru kafa<br />
Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.</p>
<p>Generalin kemer tokası<br />
M.S. 300&#8242;lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou&#8217;nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.</p>
<p>1000 yılda yapılan kent<br />
Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200&#8242;de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hâlâ sır.</p>
<p>Uzaylılar için iniş pisti<br />
Peru&#8217;nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.</p>
<p>Concorde&#8217;un atasıKaynakwh: <a href="/genel-sohbet/85233-tarihteki-gizli-gercekler.html" target="_blank"><img title="Tarİhtekİ Gİzlİ GerÇekler" src="http://www.webhatti.com/smiley.gif" border="0" alt="Tarİhtekİ Gİzlİ GerÇekler" /></a><br />
M.Ö 200&#8242;de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır&#8217;da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972&#8242;de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde&#8217;u andırdığını iddia etti.</p>
<p>Kayaya gömülü çekiç<br />
Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936&#8242;da Teksas&#8217;ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.</p>
<p>Harçsız taş set<br />
Peru&#8217;nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/tarihteki-gizli-gercekler.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/tarihteki-gizli-gercekler.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/tarihteki-gizli-gercekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Yaverinden Bir Ani</title>
		<link>http://www.ozburun.net/ataturkun-yaverinden-bir-ani.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/ataturkun-yaverinden-bir-ani.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 20:15:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ataturk]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[ataturk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu. - Merhaba nine. Kadın Ata&#8217;nın yüzüne bakarak hafif bir sesle; - Merhaba dedi. - Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle b&#8230;ir duralayıp;  - Neden sordun ki, dedi. Buraların saabisi misin? Yoksa bekçisi mi? Paşa gülümsedi. - Ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.</p>
<p>- Merhaba nine.</p>
<p>Kadın Ata&#8217;nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;</p>
<p>- Merhaba dedi. <span id="more-210"></span></p>
<p>- Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle b&#8230;ir duralayıp;</p>
<p> - Neden sordun ki, dedi. Buraların saabisi misin? Yoksa bekçisi mi? Paşa gülümsedi.</p>
<p>- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır.. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin? Kadın başını salladı.</p>
<p>- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan&#8217;ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara&#8217;ya geldim.</p>
<p>- Muhtar niçin Ankara&#8217;ya gönderdi seni? &#8211; Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da&#8230;Benim iki oğlum gâvur harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angaraya. Giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agsamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.</p>
<p>- Senin Gazi Paşa&#8217;dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü sertleşti.</p>
<p>- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O biz im vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver. Atatürk&#8217;ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;</p>
<p>- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir&#8230; Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu. Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Pasa yani Atatürk işte karsında duruyor. Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp Atatürk&#8217;ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk&#8217;e uzattı; &#8211; Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm. Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;</p>
<p>-&#8217;Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. ( &#8216;Ananı da al git&#8217; deyip, bir anlamda vatandaşa küfredenler var artık zamanımızda ) Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/ataturkun-yaverinden-bir-ani.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/ataturkun-yaverinden-bir-ani.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/ataturkun-yaverinden-bir-ani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ikinci Gunes mi Olusacak?</title>
		<link>http://www.ozburun.net/ikinci-gunes-mi-olusacak.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/ikinci-gunes-mi-olusacak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Jul 2010 09:22:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Guncel Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[gunes]]></category>
		<category><![CDATA[yildiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[Bilim dünyasının büyük merakla incelediği patlama olasılıği Rusya Uzay Ajansı &#8220;Roskosmos&#8221;un internet sitesinde yer alan habere göre, Hawaii&#8217;deki Mauna Kea yanardağının zirvesinde bulunan Keck Teleskobu vasıtasıyla ulaşılan verileri değerlendiren bilimadamları, Betelgeuse&#8217;nin son 16 yılda kutuplarından basılarak daha önce sahip olduğu yuvarlak şeklini hızla kaybettiğinin gözlendiğini aktardı. Bilimadamları, dev yıldızda meydana gelen bu değişikliklerin; aylar, hatta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasının büyük merakla incelediği patlama olasılıği</p>
<p>Rusya Uzay Ajansı &#8220;Roskosmos&#8221;un internet sitesinde yer alan habere göre, Hawaii&#8217;deki Mauna Kea yanardağının zirvesinde bulunan Keck Teleskobu vasıtasıyla ulaşılan verileri değerlendiren bilimadamları, Betelgeuse&#8217;nin son 16 yılda kutuplarından basılarak daha önce sahip olduğu yuvarlak şeklini hızla kaybettiğinin gözlendiğini aktardı. <span id="more-208"></span>Bilimadamları, dev yıldızda meydana gelen bu değişikliklerin; aylar, hatta haftalar içerisinde Betelgeuse&#8217;nin süpernova&#8217;ya dönüşeceğinin işareti olabileceğini öne sürüyor.</p>
<p>Bazı bilimadamları, meydana gelecek patlamada yayılacak ışığın şiddetinin Ay&#8217;ın yansıttığı ışığa eşdeğer olacağını söylerken; kimi bilimadamları ise patlamanın çok daha parlak olacağını iddia ederek, Dünya&#8217;nın kısa süreliğine de olsa adeta iki &#8220;güneşi&#8221; olacağını savunuyor. Patlamanın Dünya için tehlikeli olmadığını vurgulayan bilimadamları, patlama sonrasında oluşan zararlı parçacık dalgalarının yüzyıllarca sonra Yerküreye ulaşacağını belirtiyor.</p>
<p><strong>&#8220;GECELER BEYAZ OLACAK</strong>&#8221;<br />
Süpernova patlamasının 5-6 hafta süreceğini belirten bilimadamları, patlama zamanı yayılan ışık nedeniyle gezegenimizin bazı bölgelerinde, insanların &#8220;beyaz geceler&#8221;le tanışacağını (kutuplar ve yakınlarındaki aydınlık geceler), bazı bölgelerde ise gündüz aydınlığının 2-3 saat uzayacağını söylüyor. Patlamanın ardından Betelgeuse tamamen sönerek, insanlara bulutsu (Nebula) şeklinde görünecek.</p>
<p>1054 yılında Çin ve Arap astronomlar tarafından kayıtlara alınan bir süpernova neticesinde oluşan Yengeç Bulutsusu (Crab Nebula), bize uzaklığının 6000 ışık yılı olmasına rağmen haftalarca Venüs&#8217;ten daha parlak görünmüş ve yaklaşık iki yıl boyunca da çıplak gözle izlenecek parlaklığa sahip olmuştu.</p>
<p><strong>GÜNEŞİN 1000 KATI BÜYÜK, 100 BİN KATI PARLAK<br />
</strong>Yerküreye 500 ışık yılı uzaklıktaki Orion Takımyıldızı&#8217;nda yer alan dev Betelgeuse yıldızı, 4,5 milyar yaşındaki Güneş&#8217;e karşılık sadece birkaç milyon yaşında.</p>
<p>Güneş&#8217;in 1000 katı büyüklüğünde ve 100 bin katı parlaklığında olan Betelgeuse, Güneş Sistemi&#8217;nin merkezinde olsaydı büyüklüğüyle Merkür, Venüs ve Dünya&#8217;yı içine alarak Jüpiter&#8217;e dek uzanırdı.</p>
<p>Dev yıldızın yüzeyinde saptanan ortalama yüzey sıcaklığı, Güneş&#8217;in yüzey sıcaklığından 3 bin derece daha sıcak, 9 bin derece.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/ikinci-gunes-mi-olusacak.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/ikinci-gunes-mi-olusacak.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/ikinci-gunes-mi-olusacak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kartaca</title>
		<link>http://www.ozburun.net/kartaca.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/kartaca.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 15:37:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eski Uygarliklar]]></category>
		<category><![CDATA[kartaca]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=204</guid>
		<description><![CDATA[Kartaca, M.Ö 814 yılında, Filistin topraklarında bulunan Tire (Sur) kentinden gelen Fenikeli tüccarlar tarafından Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisidir. Kartaca, Fenike dilinde QRT-HSDT (Kart-haşadt) yani &#8220;Yeni Şehir&#8221; anlamına gelmektedir. Bugün için Kartaca ile ilgili yazılı kaynaklar, Romalı ve Yunanlı tarihçilerin çalışmalarıyla sınırlıdır. Gerek Kartacalıların gerekse de Fenikelilerin papirus kullanmaları ve bu materyalin zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Comic Sans MS;"><strong>Kartaca</strong>, M.Ö 814 yılında, Filistin topraklarında bulunan Tire (Sur) kentinden gelen Fenikeli tüccarlar tarafından Tunus yarımadasında kurulmuş olan bir Fenike kolonisidir. Kartaca, Fenike dilinde QRT-HSDT (Kart-haşadt) yani &#8220;Yeni Şehir&#8221; anlamına gelmektedir.<br />
Bugün için Kartaca ile ilgili yazılı kaynaklar, Romalı ve Yunanlı tarihçilerin çalışmalarıyla sınırlıdır. Gerek Kartacalıların gerekse de Fenikelilerin papirus kullanmaları ve bu materyalin zaman içinde dağılması sonucu, Kartaca ve Fenike yazılı kaynakları zamanımıza kadar ulaşmamışdır. Bu sonuçta kuşkusuz Pön savaşları sonunda Roma ordusunun Kartaca&#8217;yı yakıp yıkmasının da etkisi vardır.<br />
</span><span id="more-204"></span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;">Hem Antik Yunanistan hem de Roma İmparatorluğu&#8217;nun, Kartaca ile tarihin büyük bir bölümünde Akdeniz ticareti için rekabet halinde olmaları ve bu rekabetin sıcak çatışmalara varmış olması nedeniyle bu tarihçilerin çalışmaları büyük ölçüde önyargılı çalışmalardır.</span><strong><span style="font-family: Comic Sans MS;">Kuruluş ve Kolonileşme<br />
</span><br />
</strong><span style="font-family: Comic Sans MS;">6.Yüzyıl <span style="font-size: x-small;">başında Babil Kralı Nabukadnezar tarafından Tire kenti yıkılınca, tüm Fenike kolonilerinin en büyüğü, en zengini ve en güçlüsü olan Kartaca bağımsız duruma geldi. </span><span style="font-size: x-small;">Tire ve Sidon şehirlerinin İspanya ile Sicilya&#8217;da kurdukları koloniler Yunan </span><span style="font-size: x-small;">istilalarıyla karşılaşınca Kartaca&#8217;dan yardım istediler. Sonuçta Sicilya üzerindeki Yunan gücü durdurulmakla kalmadı, Kartaca hem Sicilya&#8217;da, hem de Balear adaları ile İspanya kıyısında kendi kolonilerini kurdu. Ardından Sicilya, Sardunya ve Balear adalarının tamamı Kartaca tarafından ele geçirildi; Libya ve Cezayir kıyılarında yeni koloniler kuruldu. M.Ö 520 yılı civarında Cebelitarık Boğazı&#8217;nın ötesine yollanan bir keşif birliği, Fas, Moritanya, Senegal, Gine ve hatta Madeira ile Kanarya Adaları&#8217;nda yeni yerleşimler kurdu. Sürekli büyüyen Kartaca kentinin nüfus fazlası bu yeni yerleşimlere iskan ediliyordu.</span> <span style="font-size: x-small;">Özellikle Kuzey Afrika </span><span style="font-size: x-small;">kolonilerindeki nüfusun yerli </span><span style="font-size: x-small;">Afrikalılarla karışması sonucu ortaya Libyo-Fenikeliler olarak adlandırılan yeni bir ırk çıktı.</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Kartaca kenti, Tyre (Sur) kenti kraliçesi Elishar tarafından (Yunan kaynaklarında Elissa ya da Elissar, Roma kaynaklarında Dido) İ.Ö. 814 ya da 813 yıllarında kurulmuştur.<br />
</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Akdeniz’deki merkezi konumu Kartaca’ya deniz ticaretinde geniş olanaklar sağlamıştır. Fenikeli tüccarlar açısından geleneksel hale gelen Doğu Akdeniz ticaretinin yanı sıra Batı Akdeniz’e de aynı derecede yakın olmasıyla Kartacalı tüccarlar, Batı Akdeniz’de bağlı koloniler oluşturmakta gecikmediler.<br />
</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Fenike kentleri, tarihlerinin hiçbir döneminde tam bağımsız kent devletleri olmamışlardır, komşuları olan güçlü devletlerin hegemonyalarını kabul etmiş, Akdeniz’de serbestçe ticaret yaparak servet edinmenin bir bedeli olarak gördükleri yıllık vergileri bu devletlere ödemişler, bunu ticari faaliyetlerin bir sabit maliyeti olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla denizaşırı Fenike kolonileri de kendi politik ve ticari stratejilerini bağımsızca geliştirmişlerdir. Kartaca da bu denizaşırı kolonilerden biri olarak, konumunun getirdiği olanaklardan serbestçe yararlanmıştır.<br />
</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">İ.Ö. 509 yılında Roma Cumhuriyeti ile Kartaca arasında, Akdeniz’in ticari ve politik etki alanları olarak iki devlet arasında bölüşümünü sağlayan bir anlaşma da, Kartaca’nın Batı Akdeniz ve Kuzey Afrika kıyılarındaki genişlemesine katkıda bulunmuştu.<br />
</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">İ.Ö. 5. yüzyıl başlarında Kartaca artık Batı Akdeniz ve Kuzey Afrika kıyılarında geniş bir etki alanını kontrol etmektedir. Eski Fenike kolonilerini –yer yer zor kullanarak- kontrolü altına almış, Libya’daki göçebe çöl kabilelerini sindirmiştir. Akdeniz’de Kartaca genişlemesi, İspanya kıyılarından başlayarak iç kesimlere, Sicilya, Balear adaları, Sardunya ve Kuzey Afrika kıyılarındaki kolonileşmeyle altın devrine ulaşmıştır.</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Kartaca, iki kral, iki de kurul tarafından yönetiliyordu. İki kuruldan daha geniş yetkileri olan senato en varlıklı ailelerin reisleri arasından seçilen 300 kişiden oluşan bir kuruldu. Otuz kişilik bir iç kurul üyeliği ömür boyu olmakla birlikte diğer üyeler belirli aralıklarla seçim yoluyla yenilenirlerdi.<br />
Meclis ise belirli bir varlık düzeyinin üstündeki tüm özgür Kartaca vatandaşlarından oluşmaktaydı. Esasen seçilen kralların onaylanması dışında fazla bir yetkisi yoktur.<br />
</span><br />
</span><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: x-small;">Krallar bir yıllık görev süreleri için seçiliyorlardı. Yetkileri senatonun denetimi ve kamu kurumların yönetimi idi.<br />
</span></span><span style="font-size: x-small;"><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><strong>Ordu ve Donanma</strong><br />
<strong>Kara Ordusu</strong><br />
</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Başlarda antik çağın hemen her kara ordusundaki gibi Kartaca kara ordusu da hafif piyadeler, hafif süvari birlikleri ile hafif ve hızlı savaş arabalarından oluşmaktaydı.<br />
</span><br />
</span><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: x-small;">Yunan kent devletleriyle yapılan çatışmalarda yeniliklere açık Kartaca yönetimi, ağır piyadenin etkinliğini ve bunların karşısında savaş arabalarının etkisizliğini fark etmiş, Spartalı bir paralı askeri, Kartaca kara ordusunu yeniden düzenlemekle görevlendirmişti.<br />
Böylece yeniden düzenlenen Kartaca kara ordusunun piyade unsurları, falanks düzeninde çarpışan hopliteslerden oluşturulmuştur. Savaş arabalarının yerine daha sonraları Pers ordularından öğrendikleri filleri kullanmışlardır.<br />
</span></span><br />
<span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Donanmada olduğu gibi kara ordusunun da ağırlığını paralı askerlerden oluşmaktaydı.</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Her ne kadar Kartaca donanması dillere destan bir donanmaysa da, Roma ve müttefiklerinin (başta Yunan kent devletleri ve Yunan kolonileri) oluşturduğu bileşik donanma karşısında girişilen çatışmalarda başarılı olamamıştır.</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">İ.Ö. 6. yüzyılın sonlarından itibaren Roma ile Akdeniz&#8217;in etki alanı olarak paylaşılmasında, Kartaca ile Roma arasında ufak sürtüşmeler dışında pek fazla sorun yaşanmadı. Ancak İ.Ö. 3. yüzyılda dengeler değişmeye başlamıştır. İtalya yarımadasında Yunan kent devletleri üzerinde kesin hakimiyet kuran Roma, Akdeniz ticaretinden payını artırmaya gitmek yolundadır artık.<br />
</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Akdeniz üzerindeki etki alanları çekişmesi, Pön savaşları olarak tarihe geçecek bir dizi çatışmaya yol açmıştır. Sicilya&#8217;daki Yunan kolonileriyle Kartaca arasında çıkan çatışmada, Yunan kolonilerinin Roma&#8217;nın yardımını istemeleri üzerine 1. Pön Savaşları çıkmıştır. İ.Ö. 265 yılında, ağırlıklı olarak deniz savaşlarıyla süren bu savaşlar İ.Ö. 241 yılında Kartaca&#8217;nın barış istemesiyle sonuçlanmıştır.<br />
</span><br />
</span><span style="font-size: x-small;"><span style="font-family: Comic Sans MS;">Bu yenilgiden sonra Kartaca İber yarımadası&#8217;na gözlerini dikmiştir. Kartaca, General Hamilcar Barca ve oğulları Hannibal ve Hasdrubal İber yarımadasının neredeyse tümünü kontrol altına almıştır. Roma&#8217;nın elinde sadece Saguntum kenti kalmıştı. Gelişmeleri endişeyle izleyen ve Kartaca&#8217;yla yeni bir çatışmayı politik olarak gerekli gören Roma, İ.Ö. 218 yılında, Kartaca ordularının Ebro nehrini geçmelerinin savaş durumu sayılacağını belirten bir girişimde bulunmuştur.<br />
</span><br />
</span><span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: x-small;">Bunun üzerine patlak veren 2. Pön Savaşlarında Hannibal kara ordusuyla İber yarımadasından kara yolunu kullanarak İtalya&#8217;ya ilerledi. 2. Pön Savaşları, Hannibal&#8217;in tarihin gördüğü en yetenekli komutanlardan sayılmasına neden olacak birbiri ardına kazanılan başarılarla sürdü. Ancak İtalya topraklarında kesin sonuçlu bir başarı sağlamayan Hannibal, Roma&#8217;nın İ.Ö. 204 yılında Kartaca yakınlarına bir çıkartma yapması üzerine İtalya&#8217;dan ayrılmak zorunda kalmıştır. İ.Ö. 203 yılında Zama savaşında Hannibal orduları Roma ordusu karşısında yenilgiye uğramış ve Kartaca, oldukça ağır barış koşullarını kabul etmiştir.<br />
</span></span><br />
<span style="font-family: Comic Sans MS;"><span style="font-size: x-small;">Bu iki yenilgi sonrasında gücünden çok şey kaybetmiş olan Kartaca&#8217;ya karşı Roma&#8217;nın son darbesi, İ.Ö. 149 yılında başlayan ve İ.Ö. 146 yılında Kartaca kentinin tümüyle yakılıp yıkılmasıyla son bulan 3. Pön Savaşıdır.</span> </span></p>
<p><strong>Kartaca İmparatorluğu&#8217;nun Siyasi Yapısı</strong></p>
<p><strong>Donanma</strong><br />
Kartaca&#8217;nın ekonomik gücünün deniz yoluyla yapılan ticarete dayanması onları, bu deniz yollarının güvenliğini sağlayacak güçlü ve dinamik bir donanma geliştirmeye zorlamıştır. Parçalar halinde neredeyse tüm Akdeniz&#8217;e yayılmış olan donanma, özellikle kıvrak korsan gemileriyle baş edebilecek tarzda imal edilmiş olup yelken ve gerektiğinde küreklerle idare ediliyordu ve seçkin bir mürettebatı barındırıyordu.</p>
<p><strong>Roma ile İlişkiler</strong></p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/kartaca.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/kartaca.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/kartaca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korkunc Komplo</title>
		<link>http://www.ozburun.net/korkunc-komplo.html</link>
		<comments>http://www.ozburun.net/korkunc-komplo.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 15:35:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Baybora</dc:creator>
				<category><![CDATA[Komplo Teorileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ozburun.net/?p=201</guid>
		<description><![CDATA[Lafı hiç eveleyip gevelemeyeyim&#8230; AKP kurmaylarının bugün basının tepelerindeki en önemli sırdaşı, arkadaşı, en önemlisi de ideoloğu Fehmi Koru’dur&#8230; Hani Abdullah Gül’ün Londra’da aynı evde kaldığı arkadaşı&#8230; Hani, “Bizim evden bir Cumhurbakanı çıktı&#8230; Bu maçı da alcez be annem&#8230;” diyen yazar&#8230; Fehmi Koru mesleğinin en kaymaklı günlerini yaşıyor&#8230; Yeni Şafak’taki yazılarına ek olarak Kanal 7 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lafı hiç eveleyip gevelemeyeyim&#8230; AKP kurmaylarının bugün basının tepelerindeki en önemli sırdaşı, arkadaşı, en önemlisi de ideoloğu Fehmi Koru’dur&#8230;</p>
<p>Hani Abdullah Gül’ün Londra’da aynı evde kaldığı arkadaşı&#8230;</p>
<p>Hani, “Bizim evden bir Cumhurbakanı çıktı&#8230; Bu maçı da alcez be annem&#8230;” diyen yazar&#8230;<span id="more-201"></span></p>
<p>Fehmi Koru mesleğinin en kaymaklı günlerini yaşıyor&#8230;</p>
<p>Yeni Şafak’taki yazılarına ek olarak Kanal 7 Haberleri’nde yorum yapıyor, sanıyorsam Kanal 24’de bir programı var, ATV’de yorumlarını izleyicilerle paylaştığı program da bir süre önce başlamıştı&#8230;</p>
<p>Son olarak Zaman Gazetesi’nin İngilizce edisyonunda da yazı yazmaya başlayacağını duymuştum&#8230;</p>
<p>Allah versin ve esasen bunları, kıskançlık babında değil, iktidarın en önemli ideoloğu olduğunu göstermek için söylüyorum&#8230;</p>
<p>Çalıştığı 3 televizyon kanalı, hükümetin ve Cumhurbaşkanı’nın ne yapmak istediğini Fehmi Koru’nun yorumuyla veriyorlar, onun yorumundan neler olacağını tahmin ediyorlar&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Fehmi Koru’yu tanımayanlar için söyleyeyim, bu hükümetin bir nevi ideologluğuna hakkıyla geldi&#8230;</p>
<p>Keskin bir zekası var, tamamen İslamcı çizginin köklerinden geliyor, globalleşmeden yana, İkinci Cumhuriyetçilere çok yakın, entelektüel yönü ağır olduğu için de sözü dinleniyor&#8230;</p>
<p>Bu kadar bahsetmemin nedeni, Fehmi Koru’nun söyledikleri ve yazdıklarından yakın eski ev arkadaşı Abdullah Gül ve yakın dava arkadaşı Tayyip Erdoğan’ın bire bir etkilendiklerini bilmemdir&#8230;</p>
<p>Fehmi Koru söylüyorsa, Abdullah Gül’ün kafasından da bir süre sonra aynı sorular geçer, çünkü ona aşırı güvenir&#8230;</p>
<p>Fehmi Koru dün yazısında öyle şeyler ima ediyor ki, insanın kanı duruyor:</p>
<p>Şu satırlar Koru’nun:</p>
<p>“Yeni terör dalgasının biçimi dikkat çekici&#8230;</p>
<p>Her eylemde 12-13 kişinin hayatını kaybetmesi&#8230;</p>
<p>Mümkün olduğu kadar çok sayıda haneye ateş düşürmek ve şehit cenazeleriyle ülkeyi ayağa kaldırmak&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Geçmişteki eylemlerine baktığımızda PKK sürekli olarak ana amacına uygun türden ve zamanlaması o günlerin şartlarıyla örtüşen eylemler gerçekleştirdi&#8230;</p>
<p>Şimdilerde azan PKK terörü örgütün bilinen amaçlarıyla bütünüyle örtüşen ve kendi gündemine uygun türden değil&#8230;</p>
<p>İmralı’da mahpus liderinin şartları mı daha iyileşecek bu eylemlerden sonra, yoksa halkı yeniden arkasına almasını mı sağlayacak bu eylemler?..</p>
<p>İki sebebi var&#8230;</p>
<p>Türkiye’yi daha içine kapatmak ve Irak batağına çekmek&#8230;</p>
<p>Bu iki sebebi PKK ile ilişkilendirmek zor&#8230; ”</p>
<p>Fehmi Koru’nun ima ettiği gayet açık;</p>
<p>Koru diyor ki, bu eylemler esasen PKK’ya hizmet eden eylemler değil&#8230;</p>
<p>O zaman PKK bunları niye yapıyor?..</p>
<p>Ya da kim yaptırıyor bunları PKK’ya?..</p>
<p>Şimdi Koru’nun yazısının şu noktasını iyi okuyun:</p>
<p>“Sınırları dışına askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmış bir ülkede, arkasında ne kadar geniş halk desteği bulunursa bulunsun, sivillerin borusu ötmez olur ve askerler ön plana çıkarlar&#8230;”</p>
<p>Daha nasıl söylesin Fehmi Koru?..</p>
<p>Açık açık diyor ki, bu eylemler PKK’ya hizmet etmiyor&#8230;</p>
<p>Ya kime hizmet ediyor?..</p>
<p>Türkiye’nin Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlemesine&#8230;</p>
<p>Bir süre sonra sıkıyönetim isteklerinin gelmesine ve askerin borusunun ötmesine&#8230;</p>
<p>Arkasında yüzde 46.7’lik destek de olsa “sivillerin borusu ötmez oluyor” Koru’ya göre&#8230;</p>
<p>Öyleyse PKK eylemlerini kim yaptırıyor kim?..</p>
<p>***</p>
<p>Diyeceksiniz ki “Bizimle dalga mı geçiyorsun?.. Kim yaptıracak PKK’ya eylem?..”</p>
<p>Şimdi sıkı durun&#8230;</p>
<p>Bir süredir İkinci Cumhuriyetçi cenahtaki arkadaşlar “İmralı’daki terör örgütü başının nasıl olup da her şeyden haberdar olduğunu” sormaya başladılar&#8230;</p>
<p>Bu arkadaşlar genelde soru sormazlar&#8230;</p>
<p>Soru soruyorlarsa, aslında kendilerine göre bir cevapları vardır&#8230;</p>
<p>Demek istiyorlar ki “Acaba cezaevindeki birileri mi Apo’yu her konuda bilgilendiriyor&#8230;”</p>
<p>Apo kendisini bilgilendiren bu kişileri mi dinliyor?..</p>
<p>Yoksa o kişiler mi Apo’ya bu eylemleri yaptırmasını öğütlüyor?..</p>
<p>Görüyor musunuz arkadaşları?..</p>
<p>Acaba şöyle mi demek istiyorlar dersiniz?..</p>
<p>“İmralı’da askerden başka kimse olmadığına göre, acaba birileri Apo’ya eylem yap telkininde mi bulunuyor?..”</p>
<p>Böylece eylem mi yapılacak, Türkiye sınır ötesi harekata girişecek, arkasındaki desteğe rağmen sivil olan hükümetin borusu ötmeyecek&#8230;</p>
<p>Onun yerine askerin borusu ötecek&#8230; Türkiye yine sivilleşemeyecek!!!</p>
<p>***</p>
<p>Görüyorsunuz bu arkadaşlardaki her yol askerle bilek güreşine ve paranoyaya varacak derecede komplo teorileriyle bezeniyor&#8230;</p>
<p>Bilmiyorum Abdullah Bey ve Tayyip Bey’ler ne düşünüyorlar yakın ev ve dava arkadaşlarının teorileri hakkında?..</p>
<p>vatan</p>
<p><!-- google_ad_section_end --><!-- / message --><!-- sig --></p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/korkunc-komplo.html" target="_blank"><img src="http://www.ozburun.net/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.ozburun.net/korkunc-komplo.html" target="_blank" title="Share on Facebook">Facebookda Paylas</a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ozburun.net/korkunc-komplo.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
