Para bir din midir?

Para bir dindir. Tanrısının adı Menat’tır. Kökeni Taurus takım yıldız sistemidir. Sembolü boğadır. Bu dinin adı Menatori’dir. Adını boğa ile sembolize edilen bir “tanrı” figüründen alır. O varlık Kuran’da, Necm (yıldız) suresinin 20. ayetinde “Menat” ismiyle anılır.

Yunan Mitolojisinde ise “Minator” olarak karşımıza çıkar. Bugün “Manat” kelimesi birçok dilde para anlamına gelir. Hatta bazı ülkelerde para birimi olarak hala kullanılmaktadır. İngilizcede “parasal” anlamına gelen “monetary” kelimesinin gerçek anlamı Menatori dinidir.
Buna “Monetary System” denilmiştir. Bu sistem bugünkü haline gelene kadar üç aşamada kurgulanmıştır. Bu aşamalar 1913, 1944 ve 1971 yıllarında yaşanan, para tarihinin üç önemli olayıdır.
Bunu kurgulayanlar, her ne kadar çoğu kişiye delice görünse de, uzak yıldız sistemlerinden geldiğine inanılan ve mitolojilerde kendilerinden bahsedilen varlıklara inanan bir kitledir.
…..
Dünyada 1971 yılından beri para kullanılmıyor. Evet, doğru okudunuz… Siz sadece elinizdeki kağıtların para olduğuna inandırıldınız ama değil. Ve tarihin en vahşi kölelik dönemi işte böyle başladı. Nasıl mı?
Para sadece altın ve gümüştür. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Binlerce yıl. Bugün devam eden kağıt para sisteminin ise ilk temelleri 1789’daki Fransız ihtilalinden sonra, endüstri devrimi ile atıldı. Yeni başlayan çağa “aydınlanma” (Illumination) çağı dendi.
İlk zamanlarda herşey güzeldi. Kıymetli metallere karşılık gelen çekler bankalar tarafından, gerçek para (altın/gümüş) sahiplerine veriliyordu. Ve bu kağıtlar gerçek bir değeri ifade ediyordu. Bunu şöyle düşünün:
Paltonuzu kuru temizlemeciye götürdünüz. Kuru temizlemeci bunun karşılığında size bir teslim fişi verdi. O kağıdı götürüp paltonuzu geri alacaksınız. Normalde o kağıdın hiçbir değeri yoktur; değeri olan paltonuzdur. Eğer palto olmazsa kağıt hiçbir işe yaramaz. Kağıt para da böyledir. Aslında para değil, gerçek parayı (altını/gümüşü) temsil eden bir fiştir. Arkasında gerçek para olmadığı sürece hiçbir gerçek değeri yoktur.
Bu para sistemi 1913 yılında FED (ABD’deki Merkez Bankası) kurulana kadar güzel bir şekilde devam etti ve ticarete katkı sundu. Sonra, karşı çıkan tüm ABD siyasetçilere rağmen FED kuruldu.
FED’i kuranlar özel bankaların sahipleri, yani bugünkü küresel sermaye elitiydi. Nam-ı diğer “faiz lobisi”. Ardından kağıt paranın arkasındaki altın oranı 10/6 olarak değiştirildi. Artık kısmi şekilde “fiat” para sistemine geçilmiş oldu.
“Fiat” Latincede “olsun” anlamına gelen bir kelimedir. Birileri paraya “ol” der ve o da sözde oluverir. Bunun Türkçedeki kullanımı ise “iradi para” sistemidir. Yani altın ve gümüşe değil, sadece iradeye dayalı “para”.
Bu, menatorların kurguladığı üç aşamanın birincisiydi. Artık dolar’ı onlar basıyordu. Birazdan çok enteresan yerlere geleceğiz. İkinci aşamada ise dolar’ı dünyanın ortak döviz rezerv birimi haline getirdiler. Bu 1944’te, 44 ülkenin imza attığı Bretten Woods anlaşmasıyla oldu.
Bu anlaşmaya göre dolar’ın kuru 1 ons altın = 35 dolar olarak sabitlenecek ve bütün ülkeler ortak döviz rezerv birimi olarak dolar kullanacak ve biriktirecekti. (Not: Bugün ise 1 ons altın = 1300 dolar. Yani dünyada toplumlarının, 1944’ten beri alım güçlerini kaybederek, kaç kat fakirleştiklerini görebilirsiniz.)
Artık dünyanın ortak parasını bu grup basıyordu.
1971’e gelindiğinde, Başkan Nixon döneminde doların arkasındaki altın oranını sıfıra indirdiler. Yani keyfi olarak istedikleri kadar para basabileceklerdi. Buna “Nixon Shock” dendi. Bretten Woods anlaşması resmen feshedildi ama Bretten Woods sistemi fiili olarak devam etti.
Ve hala devam ediyor. Menatori’nin merkezinde, Wall Street’te bulunan boğa heykeli, Samiri’nin altın buzağısının erginliğe ulaşmış halidir. Bakara suresi, Mısır’dan çıkan İsrailoğullarının, ona nasıl tapındıklarını anlatır. Tevrat’ta da ondan bahsedilir.
Putlarla ilgili çok sade bir tanımlama yapabiliriz: Araçlar amaçlara dönüşürse put olur. O halde; para sadece bir araçtır ve eğer para insan için bir amaca dönüşmüşse, artık o kişinin putu olmuştur. Tıpkı Menat’a tapan Kureyşli müşrikler gibi.
Kendilerine “Masters of the Universe” yani “kainatın efendileri” diyen okültist bir sermaye eliti, bu sistemi tüm dünyada tesis ederek herkesi bu dinin içine sokmayı başardı. Üstelik kimsenin ruhu bile duymadan.
Şimdi gelelim işin en rahatsız edici boyutuna: Şu an dünyadaki bütün ülkeler “fiat” yani “iradi para” basıyorlar. Yani gerçek bir karşılığı olmayan, sadece iradeye dayalı kağıtlar.
Hükümetler “para” basma kararı alıyor ve merkez bankaları bunu basıp, piyasaya kredi olarak dağıtıyorlar. Yani sanayiciyi, müteahhidi, işçiyi, kısacası tüm toplumu, olmayan bir şey ile borçlandırıyorlar. Böylece toplumlar, bu borcu ödemek için çalışıp hükümetlere ve merkez bankalarına köle oluyorlar. “Böyle bir saçmalık olur mu?” demeyin, oluyor.
“Neden banka bana borç veriyor, ben bankaya borç vereyim, o benim için çalışsın o halde” diye kimse çıkışmıyor. Ve tabii her basımda, enflasyon yüzünden alım gücünüz görünmez bir el tarafından da çalınıyor. “Fiat” yani iradi para sisteminde yapılan şey, toplumların çalışma hayatını kurnazca organize edip, herkesi köleleştirmektir. İşin kötü yanı kimse köle olduğunun farkında bile değil. Bu yüzden köleliğe karşı çıkamıyor bile.
Yunan mitolojisindeki Minator efsanesinde, Minator labirentin içinde olduğu için kimse ona dokunamaz. Herkes labirette kaybolur. Theseus ise kaybolmamak için labirentin girişine bir ip bağlar ve boğa kafalı Minator’u bulup sonunda öldürür. Bu sistem de efsanedeki labirente benziyor. Öyle karmaşık bağlantılarla tasarlanmış ki kimse gerçeği göremiyor. Halbuki gerçek, insanı özgür kılar.
Hz. İsa’nın yaşadığı dönemde, Kudüs’teki Süleyman Mabedinin avlusunda, faizle borç veren din adamlarının tezgahları vardı. İncil’de anlatılan bir hikayeye göre; İsa, Kudüs’e girdiğinde ilk işi, Mabed’e gidip, oradaki faizci simsarların tezgahlarını devirmek ve onları kovmak olmuştu. Böylece Yahudi din adamları, Hz. İsa’yı yok etmek için yollar aramaya başladılar. Tıpkı Mekke’de insanları borçlandırarak köleleştiren faiz lobisinin, faizin yasak olduğunu söyleyen ve kölelik sistemine çomak sokan Hz. Muhammed’i öldürmek istemeleri gibi.
Tezgah ile bank aynı anlamdadır. Banka kelimesinin kökeni buraya dayanır. Yunancada bankaya “trapeza” derler. Çünkü trapeza, tezgah anlamına gelir. Türkçede de bazen “banko” olarak kullanılan bu kelime ile parklarda üzerinde oturduğumuz banklar da aynı köktendir. Yani Hz. İsa, tıpkı hazreti Muhammed gibi, faiz lobisinin tezgahlarını veya diğer bir deyişle bankalarını deviriyordu ve bunu kölelik sisteminin haksızlığına karşı yapıyordu.
Bu yüzden bütün peygamberler kölelik sistemlerine karşı savaşmışlardı. O yüzden onlara ilk uyanlar köleler olmuştu.

Bu Konu, Hamza Yardımcıoğlu‏ @hyardimcioglu Kullanıcı adıyla paylaşımlar yapan, bir Twitter hesabının, paylaşımlarından derlenerek oluşturulmuştur…