Sahte Sarışın

Mesleğim gereği Anadolu’nun tarihi ve büyüleyici mitolojik hikayelerinin içinde gezindim, hâlâ da geziniyorum. Gezdirdiğimiz yerlerde Yunan ve Roma anlatımları hiç eksik olmaz. Mesela, bir Yunan kenti olarak görülen Efes’i anlatıyorsun ama Efes’in tarihi 8000 yıllık.
Nasıl “Yunan” kenti olabilirdi ki? Yüzyıllar sonra “Yunanlılar” adını verdikleri Hellenler Truva savaşından sonra, boy boy farklı zamanlarda ancak MÖ.1200’lerden sonra göçmemiş miydi? O zaman Efes’in ilk halkı kimlerdendi?

Demek ki, Anadolu “buralar bizim vatanımız diyen “Yunanlılar” veya “Hint-Avrupalı” dedikleri Hititler’den önce “başkalarının” vatanıydı.

Eksik anlatım çoktu, mesela antik dönem Anadolu’sunda Türklerin varlığı. Ne yani tarihimiz sadece Hun, Göktürk, Selçuklu ve de Osmanlı’dan mı ibaretti? Özellikle Hun, Avar, Hazar, Peçenek ve Kıpçakların hiç mi etkisi olmamıştı? Bizans dedikleri Doğu Roma İmparatorluğu’nda hiç mi Türk yoktu? Niye Bizans’a “Grek değilken” Grek devleti diyorlardı?

Daha da önemlisi, Atatürk döneminde anlatılan tarih ile bugün anlatılan tarih arasında niye çok büyük bir fark vardı?

Kimler niçin müdahale etmişti?

Stratejik konumu olan bölgelerde kazıları kimler, kimin adına yapıyordu?

Nasıl bir sonuca varmışlar, neleri saklamışlar, neleri çarpıtmışlardı?..

Maalesef cevabı siyasiydi. Çünkü “kendilerini üsttün medeniyet”ten sayan “Batı”lılar “Doğu”luları “alt medeniyetten” gördükleri için ataları olarak kabul edemiyorlardı, bu çıkarlarına tersti.

Bununla beraber karşılarına sürekli antik dönemin Türkleri çıkıyordu, hani yıllarca Orta Asya’dan 11.’yy’da gelip Anadolu’ya çöreklendiler dedikleri Türkler.Ve verilere göre sayısızca devlet kurup devlet yıkmışlardı, ne göçebe ne de barbarlardı, bilakis “antik dönem medeniyet” yarışında bizzat rol almışlardı.

Oğlum bana “Anne bu yüzyılın en büyük icadı sence nedir?” diye sormuştu. “21.yüzyılın en büyük icadı internet, kırılması noktası ise sosyal ağlardır” demiştim. Doğrudur, artık hiç bir şey gizli kalamıyor.
Tabi ki avantajlarının yanında dezavantajları da var, ama düşünme yetisini kaybetmemiş olup biraz sorgulayan neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bulabilir! Çıkan her akademik belgeyi, kitabı ve basını kolayca takip edebiliyor, birbirimize duyurabiliyor, tartışıyor ve fikirler üretebiliyoruz. Sonunda da tek bir gerçekle karşılaşıyorduk; Tarihimiz “bilinçli” olarak değiştirilmiştir ! Artık, antik dönem Türk tarihine ilgide uyanış başlamıştı…

Anadolu’nun yerlilerinden olan Truvalı Hektor yerine Aşil (Achilles) kahraman ilan ediliyordu… Başkent Hattuşaş ve Güneş kursu “Hint-Avrupalı” dedikleri Hititlere değil “Asyalı” ve de yerlisi olan Hattilere aitti…

Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Efes Artemis Tapınağı’nda Ege bölgesine yerleşmiş İskitler’de çalışmıştı.. Yedi Bilge’lerden biri olarak kabul edilen İskit Anacharsis’in Hellenli Solon ve Lidyalı Krezüs ile dostluğu anlatılıyordu, ama İskit’in Türklüğünden bahsedilmiyordu.
Teoslu Şair Anacreon’un da bir İskit’ti… İskitler Atina’da Polis olarak çalışmıştı, yani Hellenlerin başkenti Atina’nın jandarmasıydı… Böylesine önemli bir görevi Türklere bahşetmişlerdi…

Öbür yandan yıllarca bize “Jandarma” kelimesinin Fransızca’dan Türkçe’ye girdiğini anlattılar, ama o da ne “Jandarma” Türkçe’ydi ve Göktürkler’de kullanılan Yargan, Memluklar’daki Candar kelimesinden gelmeydi ve Fransızlar 18.yy’da bizden çalmıştı…

Dahası da vardı. İskitleri hep vahşi halk olarak nitelendirmişlerdi. İyi de niye hiç sorgulamadılar; Hellenler (yani Grekler) neden bilgiyi, ilmi öğrenmeleri için kahramanları Aşil ve Ajax gibi, ya da tanrıları Apollo ve Asklepios gibi, At Adam olarak betimlenen İskitlere emanet etmişlerdi?..

Latin alfabesinin kökeninde Etrüsk, dolayısıyla Türkler vardı…

Hellenlerin yazıyı Fenikelilerden aldığı söylendi, ama bir yandan Etrüsklerin ataları sayılan Pelasgların ve de bir kolu olan Deniz İnsanların, yani Turshaların Mısır’a, Fenike’ye göç ettiğinden bahsederken, alfabeye etki ettiklerinden bahsetmemişlerdi…
Bir de bunun üstüne “Etrüskler alfabeyi Greklerden aldı” demezler mi!.. Etrüskler İtalya’ya göçtüğünde henüz ortalıkta “Grek” alfabesi yoktu!.. Hellenler’de MÖ.1200 ila MÖ.800 arasından yazı bile yoktu ve ancak MÖ.650’lerde oturmuştu.

Bugün Türk devletlerinde hala kutlanan Sabantoy, yani Hasat Bayramı’nın kökeninin Sabazios’a gitmesinden bahsetmemişlerdi. Saban bir İskit boyu olan Sabar/Suvar’dı. Sabazios’tan Dionysos, diğer adıyla da Bacchus (Türkçe’dir; bağ-bağcı), türetilmişti ve Hellen panteonuna çok zor şartlarda girmişti. Çünkü “Grek” kökenli değildi… O zaman niye herkes Dionysos’u “Grek” tanrısı olarak biliyor? Çünkü, MÖ. 8.yy’da şekillenen “Grek Mitolojisi”nin pazarlaması 20.yy’da o şekilde yapılmıştı…

Fransa’daki 1789 devriminden sonra milliyetçilik akımları başlamış ve özellikle 19.yy’ın başlarında hız kazanmıştı. Homeros bile (savaştan 400 yıl sonra yazıya geçirilmiş olan destan MÖ.3.yy’da İskenderiye kütüphanesinde düzenlenmiştir, ki Hellenistik dönemdir!).
Avrupa eğitim sistemine 19.yy’da getirilmişti. “Doğuluların” kültürü görmezden gelinmiş, “Batılılar”ın atası olarak kabul edilen “Grek” ve “Roma” kültürü yüceltilmişti.

Her şey ya “Grek”ti ya da “Roma”lıydı, çünkü “Doğulu” dedikleri Truvalılar-Etrüskler-Kimmerler-İskitler Türk’tü, hazmedememişlerdi…

Doğulu olan Prometheus insanı yaratır (yani, Greklerin Tanrılar tanrısı Zeus yaratmamıştır!) ve onlara ateşi verir. Ateş aydınlanmanın sembolüdür, insanlardan sorgusuz sualsiz tanrılara biat etmelerini bırakıp, özgürce düşünmelerini istemiştir.
Ne oldu sonra? “Batılı” olan Zeus onu kıskandı ve cezalandırdı. Bilgeliği temsil eden Altın Post bir Sümer geleneğidir, ama herkes onu Jason ve Argonotlar diye biliyor, yani bir “Grek” mitolojisi… Gelinen noktada “Doğu”luların nesi varsa artık “Batı”lılarındı…

Aşıların atası olan Çiçek Aşımıza, Darwin’den 100 yıl önce Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi tarafından ortaya atılan Evrim Teorisine ve atalar oyunu olan Polo’ya bile sahip çıkamadık ve o “onuru” İngilizlere kaptırdık!…

Baş kaldırmanın zamanı geldi. Bu konularda yazıp gerçekleri açığa çıkaran, ama batılıların işine gelmediği için doktorasını alamayan öğrencilerin üzerindeki “baskıya” baş kaldırıyoruz. Tarih yazmanlığının üzerindeki “siyasetin pis ellerine” baş kaldırıyoruz.
Batılılar “onlar bizim atamız” dediklerinde ırkçılık olmuyorsa, “bizim de söz hakkımız var” demek için baş kaldırıyoruz. Sizin tarihiniz şekillenirken “biz zaten buradaydık” demek için baş kaldırıyoruz.

Bizim adımız ne olursa olsun “soyadımız Türk” demek için baş kaldırıyoruz… İyisiyle kötüsüyle nasıl yaşandıysa o şekilde kayıtlara geçsin diye baş kaldırıyoruz…

“Doğulular” uyanıyor, ufukta aydınlığın ateşi görülüyor…
Aynen devam Özgür Barış Etli, aynen devam…
Prometheus zincirlerinden bir bir kurtuluyor.

Semra Bayraktar
Profesyonel Turist Rehberi
Aydın, 21 Temmuz 2017